Son Yorumlar

  • CELAL BEKTAŞ

    Hıdır Hoca 09.12.2014 20:52
    "EHLİBEYT, ON İKİ İMAMLAR ve EVLADI RESUL kavramlarını karıştırmamak gerekir" dersem inşallah haddimi ...

    Devamını oku...

     
  • Akyazılı Sultan

    melih hasan tezol 07.12.2014 18:40
    Ne diyeyim ancak bu kadar güzel olur.

    Devamını oku...

     
  • Kurucu Ahmet Sultan

    free reverse phone 03.12.2014 02:32
    Mobile number search And this Ruling itself grew to be a Precedent, and also the Actual Settler framed ...

    Devamını oku...

     
  • İRAN GEZİSİ

    Hüseyin 21.11.2014 20:58
    Sayın Aydın,sizi televizyonlarda n iziyorum ve çok takdir ediyorum.Bilgin ize yumuşak üslubunuza,anla ...

    Devamını oku...

     
  • NAİLİ BORATAV

    Zerrin Boratav 10.10.2014 09:32
    Pertev Amca ve Hayrünnisa Yengemiz ile yaptığınız bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

    Devamını oku...

İRAN GEZİSİ

İRAN GEZİSİ

(15 - 22 NİSAN 2013)

Türkiye’den bir gurup arkadaşın girişimiyle ve İran’dan gelen davet üzerine bu büyük medeniyetler ülkesine bir önemli gezi yaptık. Birçok dedenin de yer aldığı bu gezide İran’ın ne kadar büyük, güzel ve etkileyici bir ülke olduğunu kendi gözlerimizle görmüş olduk.

Ben İran’dan öyle etkilendim ki, en kısa zamanda farklı kentlerini olduğu kadar aynı kentleri de tekrar tekrar görmek isterim.

Burası tarihiyle, doğasıyla olduğu kadar inanç bakımında da mutlaka ziyaret edilmesi gereken, Ehlibeyt’in büyük uğrak alanlarından birisi konumunda.

 

Ayhan Aydın

 

 

GEZİ

 

15 NİSAN PAZARTESİ

 

Büyük umutlarla, heyecanlarla İran’a hareket ediyoruz. Benim hayallerimin ülkelerinden birisi de İran’dır. Çok eskiden beri İran’ın çok büyük medeniyetlere, çok zengin bir coğrafyaya ve tarihe ev sahipliği yaptığı kafamda yer etmiştir. Orası bizim atalaramızın anayurtlarından Horasan diyarı, ozanların, dedelerin, pirlerin hele de İmam Rıza’nın ülkesiydi. Tarihi içinde çok çeşitli krallıklar, yönetimler kurulup yıkılsa da bunlar İran’ın büyüklüğünü gölgeleyemezdi.

Tam da Türkiye’deki gibi bir bahar havasında Tahran’a indik. Güzellik ve büyüklük buradan başlıyordu; havalimanı çok temiz, insanı rahatlatan bir yapıdaydı. Bizi bekleyen otobüsümüzle doğruca Kum kentine hareket ettik.

Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra Kum’a vardık. Hiç durmadan otelimizden yürüyürek İmam Musay-ı Kazım Efendimiz’in mübarek kızı Hz. Fatıma (Masume) Ana’ya koştuk. Binlerce insan niyaz olmak için koşa koşa gidiyordu Masume Anamıza. Aynı adla isimlendirilen ve binlerce kişinin ibadet edebileceği bir caminin içinde olan Masume Anamıza yediden yetmişe herkes koşarak gidiyordu. İnsanlar gitmiyorlar adeta akıyorlardı. Kapısının eşiğine niyazlar yapanlar, kapısından içeri girince benim gibi gözyaşlarına boğulan binlerce insan yüzler sürüyordu türbesine. Türbenin olduğu alan kristaller ve büyük avizilerle tüm ihtişamıyla önümüzde duruyordu. Camii çinilerle donatılmıştı. İç dış tüm avluları ışıl, ışıl tertemiz olan camii ve türbenin içinde çocukların çokluğu dikkatimi çekiyor. Onlar oyun oynasalar da, takla atsalar da kimse onlara bir şey demiyor, onları sevgiyle kucaklıyorlardı. Ben İran’lı babaların çocuklarını, kızıyla erkeğiyle bu kadar öpüp koklamasını, sarmaş dolaş olmalarını büyük bir aşk haliyle seyre daldım. Çünkü beş on değil yüz çocuk avludaydı. Gönüllerince yaşıyorlardı, kimse onlara birşey demiyordu. İşte kadınlar, işte erkekler aynı avluda bir aradalar. İran’da çarşaf var, ziyaretlerde kadınlar ayrı bir bölümden, erkekler ayrı bir bölümden giriyorlar ama gerek cami avlularında gerekse de tüm sokaklarda, binalarda kadınla erkek yan yana, yani bizlerin bildiği, tahmin ettiği gibi kadınlar ayrı kamplarda yaşamıyorlar İran’da. İran kadını erkeğiyle, birlekte yaşamın içinde.

Caferilik (Şiilik)’le ilgili kitap çalışmaları da olan, bu işe uzun yıllarını vermiş Nihal Yayınları Sahibi Cafer Bendiderya Hoca’nın zengin içerikli  konuşmaları, yaptığı ziyaret duaları sonunda bizler de hep birlikte Masume Anamıza koşuyoruz; dualarımızı, niyazlarımı yapıyoruz, gülbenkler çekiyoruz.

Dünya küçük, Ehlibeyt aşkı bizi Türkiye’den gelen bir dede gurubuyla daha buluşturuyor. Ankara’dan hareketle buraya gelen sekiz dedemizi burada görünce çok seviniyoruz. Onlarla sarmaş dolaş oluyoruz.

Büyük altın kubbesinin içinde de, tümüyle aynalı camlarla kaplı caminin içi görülmeye değer. Tekrar ediyorum, caminin içinde de çocuklar diledikleri gibi hareket ediyorlar. Ayrıca benim en çok dikkatimi çeken gençlerin burada yoğun bir şekilde ziyaretlerini yapmaları, namazlarını kılmaları. Ben onların ziyaretlerini, namazlarını çok dikkatli izledim; onlarda çok büyük bir samimiyet, ciddiyet, vakurluk, esenlik gördüm. Açıkcası İranlı gençlerin bu itikatlerine büyük bir imreniyle baktım. Kızlı erkekli tüm gençler aşk halinde bu ziyaretleri yapıyorlardı. Bunu tüm gezi boyunca görecektim. Bu benim gönlümü coşturdu.

Camii avlusunda “Zemzem” denilen sudan herkes içiyor.

 

KUM

Burası tüm dünyada Şiilik üzerine eğitim verilen en önemli merkez olarak biliniyor. Bir nevi İran’ın inanç eğitim merkezi. Kent aslında benim tahminimden daha yeşil. Gördüğüm ve öğrendiğim gibi oldukça modernleşiyor.

Iğdırlı Hoca Ali Hücceti (Tufan Akyüz)’ün ifadesine göre, Kum kenti son zamanlarda yeniden yapılanıyor, eski binaların yerine yeniler dikiliyor. Ama bu da kiraları ve ev fiyatlarını ikiye katlıyormuş. Burada yaşam zormuş.

Cafer Bendiderya’nın anlatımına göre de Kum’un anlamı şöyledir; Kum aslında ayağa kalk, demekmiş. Hz. Peygamber Efendimiz Şeytan’ı Burak’ın yanında görünce “Şeytan, Şeytan Kum”, demiş. Yani buradan çekil git, demiş. İsim buradan geliyor.

Onun ifadeleriyle burası Ehlibeyt İlminin merkezidir. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz burasının ilim, irfan merkezi olduğunu buyurmuş. Burası Ehlibeyt dünyasının en önemli merkezlerinden birisi ama eğitim bakımından dünyanın merkezindeki yeriymiş. Dünyanın dört bir tarafından Şiiliğin, Ehlibeyt’in ilmini almak isteyenler buraya okumaya geliyorlarmış.

Anlatılanlara göre burada dünyanın her ülkesinden öğrenciler var. Öğrencilere buradaki vakıflar çok yardımda buluyor. İnsanlar ev alabiliyor, ev kiralayabiliyor, öğrenciler beraber kalabiliyorlar. Buradaki din alimleri bunun formülünü bulmuşlar, eğitim, barınma gibi konularda gelen misafirlere yardımcı olunuyor. Ama benim gördüğüm kadarıyla burada yaşam pahalı, dil veya dini eğitim almak için mutlaka bir bütçe ayarlamak gerekiyor. Üstelik eğitimler de on yıl kadar sürebiliyor.

Bence Kum güzel bir kent. Kitapçılarıyla ünlü bir kent. Burada da kitapçı hanları var. Tüm İran’da olduğu gibi hiçbir kuralı kaidesi olmasa da  trafiğin deli dolu aktığı geniş tertemiz yollar, daha doğrusu kent içinde bulvarlar kente dizayn veriyor. Ama burada hayatın, kentin merkezinde Hz. Fatıma (Masume) Ana Külliyesi var. Dünyanın dört bir tarafından her mevsim yüzbinlerce insan burayı ziyarete geliyor. Bu da buranın yaşamındaki en önemli unsurların başında geliyor. Doğal olarak bir ticaret – inanç turizmi ve ticareti gelişmiş. Yüzlerce hediyelik eşya satan, buraya özgü hurma, şekerleme satan dükkan türbenin çevrsini örmüş durumda.

Kum’da ayrıca Ayetullah Necefi Maraşi isimli büyük bir alim varmış. Seyyid Maraşlı çok büyük bir insanmış. İran’ın en önemli ariflerinden birisiymiş. İncil’in orjinal bir nüshası onun kütüphanesinden çıkmış. Kendisini çok büyük bir kütüphaneye sahipmiş.

 

 

16 NİSAN SALI

 

Bizler kentte ziyaretlerimiz yapıyoruz.

 

Birinci Ziyaret:

Seyyid Ahmet Türbesi (İmam Zeynel Abidin Torunu)

Seyyid İbrahim Türbesi (İmam Musay-ı Kazım Torunu) (İkisi bir arada)

 

Bu ziyaret esnasında bir cenazeye denk geliyoruz. İnsanlar yakınları için göz yaşı döküyorlar. Ama burada asıl anlatılması gereken olay çok farklı. Buna göre her yaştan insan öldükten sonra Ehlibeyt’in bendelerini ziyaret edenler bizleri çiğneyerek oraya ulaşsınlar,  diye mezarlarını ayak altına, hem de türbelerin hemen yanına yaptırtmışlar. Mermer mezarlarda gencecik bedenler yatıyor. Ehlibeyt sevgisini Fuzuli gibi ifade eden bu mezarların üzerinden insan geçerken içi ürperiyor.

 

 

İkinci Ziyaret:

Seyyid Ali (İmam Cafer Sadık Oğlu)

(Burası Hacı Bektaş Türbesi’ne benziyor).

 

Burası ise aslında çok büyük bir mezarlık, yüzlerce mezar taşı var. Yine burada da yeni cenazeler var. Ağlayanlar, mezarları başında yas çekenler, helva dağıtanlar, armut, elma gibi meyve (lokma) dağıtanlar görülür. Mezar başında uzun süre durup sevdiklerinin yasını tutanları gördüm. Özlem aynı özlem, hüzün aynı hüzün. Tüm dünyada insana dair ne varsa aslında ortaktır.

 

Üçüncü Ziyaret:

Musa Mubarge (İmam Muhammed Taki’nin oğlu)

(Kırk Yıldız Ziyareti’nin içinde, muazzam kubbesi olan ziyaret.)

 

Dördüncü Ziyaret:

Kırk Yıldız Ziyareti

 

Kırk Ehlibeyt bendesinin şehit edilmelerinden sonra defnedildikleri ziyaretgah. Buradaki zulümde hamile Ehlibeyt Anaları da şehit edilmiştir. Siyah örtülü bu büyük türbeyi kadınlar ağlayarak ziyaret ediyorlar. Bu türbenin kubbesi oldukça uzundu.)

 

İMAM MEHDİ MESCİDİ

 

Akşam ise bizler İmam Mehdi Mescidi’ni ziyarete gidiyoruz. İmam Mehdi’nin emriyle yaptırıldığı söylenen bir mescitken şimdi çok büyük bir camiye dönüşen bu büyük külliye insanı şaşırtıyor ve büyülüyor. Yine her taraf mermer, her taraf ap aydınlık, başta gençler olmak üzere binlerce insan namaza koşuyor. Aslında anlıyorum ki, caminin buradaki anlamı Türkiye’dekinden çok farklı; insanlar İran’daki camilerde gerçekten buluşuyorlar. Burada sadece namaz kılınmıyor; Burada ibadet ediliyor, burası ziyaret ediliyor. Bir büyük inanç ve kültür dokusu, atmosferi var burada. Buraya gelen binlerce insan bu havayı soluyor. Kadınlı erkekli, yaşlı genç, çocuk akın akın bu camilere koşuyorlar. Şiiler bu camilerde kimlik buluyor, kimliklerin gösteriyorlar, haykırıyorlar. Tüm içtenlikleriyle, samimiyetleriyle, Hakk’ın huzuruna varıyorlar. Eller sık sık namaz dışında da Allah’a açılıyor.

Camide namazın vakti de yok. İsteyen istediği kadar namaz kılıyor, Kuran okuyor, dua ediyor, burada zamanlarını aşk, sevgi, muhabbetle geçiriyor.

Camiiler olağanüstü temiz, bakımlı, korumalı. Tekrar ve tekrar ediyorum camiler burada bir yaşam alanı, kültür alanı, din inanç yuvası, ders görülen, sohbet edilen, bilgi alınan, insanların buluştukları birbirlerine fikir danıştıkları muazzam alanlar.

Avlunun tam ortasındaki şadırvandaki su sesi insanı etkiliyor. Şadırvan çevresinde insanlar abdest alıyorlar. Ama avluda da herkesin elleri Allah’a açılıyor...

Ah gençler, ah gençler dünyayı kucaklayacak aynı zamanda sırtlayacak gençler...

Binlerce ziyaretçinin büyük çoğunluğu gençlerden oluşuyor. Aşk ile abdest alıp, aşk ile namaz kılan, dua eden bu gençlere burada da dikkatimi çekti.

Çocuklar çok büyük avluyu doldurmuşlar, kimseyi buraları bırakmıyorlar.

Burada bir de Dilek Kuyusuvar. İnsanlar duygularını, düşlerindeki isteklerini, beklentilerini, dertlerini her şeylerini bir basılı metin üzerindeki bölüme yazıyorlar. Büyük bir özenle, hikmetle, muştu bekleyen darda kalan gönüller gibi, güvercin tezcanlılığında hemencecik kaleme dökmek ve Dilek Kuyusu’na atmak istiyorlar. İmam Mehdi Aleyhisellam dünyaya zuhur edeciği ana kadar, garip gönüllerdeki dilekleri kabul ediyor, insanlar buna inanıyorlar, her yaştan insan dilek kuyusunun başında bekliyor. Bir kısmı ise bir başkasından kalem alıyor, yazıyor...

 

17 NİSAN ÇARŞAMBA

 

Sabah lobide muhteşem bir nefes dinletisi vardı.

Murteza Aksüt, Miktat Güler ve uzun yıllardan beri Malatya’dan bir cemevi inşaatının yükselten Hasan Meşeli gerçekten çok güzel sazlarla, sözlerle 40 dakikalık unutulmaz anlar yaşattılar.  Her üçünün de sesleri olağanüstüydü. İnsanlar dikkatle dinlediler onları.

“Şeytan bunun neresinde” denilen bağlama İran Kum Kenti’nde bir otel lobisinde de olsa çalındı.

Ya Ali, Ya Hüseyin, Ya Mehdi Aleyhisellam...

Kum’dan Tahran’a bu sefer bir başka havalimanına gidiyoruz. Oldukça temiz ve yeşillikler içindeki havalimanını İran’ın büyük tarihini yansıtan büyük fotoğraflar süslüyor. Çok rahat bir şekilde uçağımıza biniyoruz. Yaklaşık bin km.’lik mesafeyi bir saatte katedip Meşhet’e gidiyoruz. Bu sefer yeşillikler içindeki tertemiz Meşhed’e varıyoruz. Meşhet Havalimanı çok modern ve çok temiz. Parklar, parklar içindeki çocuk oyun alanları, çiçekli kent meydanındaki yaşam beni büyülüyor.  Işık ışıl, binlerce insan çehresinin renk verdiği ve insana gülen birçok otelin olduğu bu şehir İmam Ali Rıza Efendimizin şehri. Bu benim için çok önemli ve yaşam cıvıl cıvıl akıyor. Dükkanlar tüm yollar boyunca uzanıyor.

 

18 NİSAN PERŞEMBE

 

Sabah erken kalkıp İmam Rıza Efendimizi ulu makamında ziyaret ettik.

Büyük camisinin avlusundaki bir sofada oturduk, bir gülbenk söyledik.

Celal Dede ve Miktat Dedeler dualar verdiler. Bir güzel, içten, yalın muhabbet oldu.

İmam Rıza Külliyesi çok büyük bir alanı kapsıyor. Dünyadaki en büyük inanç merkezlerinden birisi olduğu kesin olan bu büyük külliyede üç milyon kişinin toplanabildiği söyleniyor. Devasa kapılardan avlulara, avlulardan başka avlulara geçiliyor.

Işıl ışıl olan tümden mermer olan zemin sürekli siliniyor. İmamımıza bize yakışır şekilde hertarafı temizleyip her yeri tertemiz siliyorlar. Sabah serilen halılar, akşam toplanıyor, ortalık siliniyor, tekrar tekrar halılar seriliyor. Her taraf çiçek bahçesi gibi tertemiz.

Burayı dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca Ehlibeyt bendeleri ziyaret ediyor. Yüzlerce genci ders alırken, ibadet ederken, dua ederken görüyorum. Hepsi doğal kıyafetleriyle ışıl ışıl gençler var. Görkemli avizelerde tek bir leke yok. Etrafta tek bir çöp yok.

Bizler de aramızda topladığımız parayla bir kurban almıştık. Burada da aynen Yunanistan’daki gibi kurbanlıklar çok ucuz.

Bugün için bizler de “İmam Rıza Lokması” yiyeceğiz. Bu önemli bir olay. Herkes bu lokmadan yiyemiyor. Çıkışta bir can çocuğuna bir parça yemek veya su istiyor bizlerden, rica ediyor. Şifa için “teberrük” diye istiyor bunları.

Biz İmam Rıza Külliyesi içinde oldukça zengin bir müzeyi gezdik. Burada antik çağdan bu yana bu bölgedeki tarihi eserler sergileniyor. İmam’a duyulan büyük sevgi burada görülüyor. Türbenin içinde yıllar içinde değişen türbe kafesleri, örtüleri sergileniyor. Resimler, hayvan fosilleri, olduğu müze oldukça bakımlı ve tertemiz mutlaka buraya ziyaret edenler, bu müzeyi ziyaret etmeli.

 

NİŞABUR

 

KADEMGAH ZİYARETGAHI

 

Yemyeşil bir ovayı geçip ağaçlar içinde sular akan bir cennet köşeye varıyoruz. İmam Rıza Efendimiz Medine’den Horasan’a gelirken uğradığı bu şehir çok kutsal. Burası o zamanlar bir köymüş. Bu kuraklık yörede Peygamber soyundan birinin geldiğini gören kadınlar, yola çıkıyorlar. Bu kutlu kişiyi görmek için çıkıyorlar, ondan bulundukları yerde dua edip su çıkarmasını istiyorlar. İmam Rıza Efendimiz ayağını vurarak bir pınar var ediyor. Sular fışkırıyor, bu vahaya, kuraklık alana su doluyor, cennete dönüşüyor burası. Şimdi ise onun olduğuna inanılan ayak izi türbe şeklindeki bir binanın içinde.

Hemen yanında yer altında İmam Rıza’nın çıkardığı sudan kanmak için insanlar sıraya girmişler. Her taraf yemyeşil hem de büyük ağaçlar var. Sadece bu suyun çıktığı yer değil tümden bu vaha yeşile kesmiş, esen rüzgar, uçan kuşlar, masmavi gökkube içindeki bu alan burayı bir büyük ziyaret makamı yapıyor.

Burada yine dualar edildi, gülbengler çekildi. Orada bulunan canlar bizleri hayranlıkla izlediler.

 

EBA SAAD TÜRBESİ

 

Medine’den İmam Rıza Efendimizle birlikte Meşhed’e gelen bir büyük zatın türbesi. İmam Rıza Efendimiz onun kucağında ruhunu teslim etmiş. O yüzden her taraftan buraya gelen ziyaretçiler var. Burası şimdi tamir ediliyor. Bahçesinde ağaçlar var. Yine bugün de çok farklı yerlerden ziyaretçileri var.

 

HACI MURAT TÜRBESİ

 

Meşhet yakınlarında bir dağın eteğinde bir Türk komutana ait bir türbe daha var; Türk Hacı Murat Türbesi.

Hacı Murat Komutan İmam Ali Rıza’dan çok etkileniyor. Ona bağlanıyor. Buna açıkca belli ediyor. Kendi komutasındaki askerleri de İmam Rıza’ya bağlanmaları konusunda ikna edyor. Tüm tehlikeleri göze alıyor. Ama sırf İmam Rıza’ya bağlandığı için Türk Komutan Murat ve İmam Rıza’ya bağlanan tüm askerler şehit ediliyor..

 

NİŞABUR

 

Sahib-i Buhari’nin yaşadığı şehir. Nişabur içinde de birçok Ehlibeyt evladının türbesi varmış. İnsanlar buraları da ziyaret ediyorlarmış.

Meşhed’den Nişabur’a Kademgah’a giden yol üzerinde çok fazla türbe varmış. İran’da Türk’ün olmadığı yer yokmuş, Tahran’ın yarısının Türk olduğu söyleniyor. Hatta Cafer Bendiderya’nın verdiği bilgiye göre Kum’da çok büyük bir Türk mahallesi varmış. Meşhet’in çevresinde Türk nahiyeler varmış. İsfahan’da Türkler çokmuş. Bugünkü Cumhurbaşkanı Ayetullah Seyyid Ali Hamaney Türk’müş.

 

 

KONAKLAMA VE ALIŞ  - VERİŞ

 

O gece Razavieh Grand Hotel’de kalıyoruz. Sonra herkes hediyelik eşyalar almak için koşturuyor. Bizler de World of Turquoise’den İmam Rıza hatırası olarak tesbih ve ben de bir gümüş elde yapılma yüzük alıyorum. İmam Rıza Pazarı denilen bu kapalı çarşı buradaki en büyük alış - veriş merkezlerinden birisi. Burayı ziyaret edenlerin tümümün ziyaret etmesi gereken bir yer.

Bu arada İran’da hayat zor. Fakirlik var. Ama gönüller zengin, her şey çok bol ve ucuz.

Bolluk bereket diyarı İran’a geldim, adeta cennette bir halının üzerinde yürüyorum.

Niye namaz kılmıyorsun, diyen yok; niye Alevisin, diyen yok; niye Kürtsün, niye Türksün, niye Ermenisin, diyen yok burada.

Evet kadınlar çarşaflı burada ama yüzlerinde yalın bir güzellik var.  Vallahi İran gezisinin ardından, üç gün sonra yaptığım ziyaretteki İsviçre’li kadınlardan daha güzellerdi doğrusu, bunu söylemeliyim. Üstelik Türkiye’de son dönemlerde arttığı gibi nerdeyse yüzünü örtmesi meselesi değil, çene altından adeta iyice sıkarak nefes almasını bile zorlaştıran (inanın başka amaçla söylemiyorum benim nefesim kesiliyor) şekilde bir baş bağlamayı burada ben görmedim. Çarşaflı kadınların çarşaf giyimlerinde abartı yok, bir rahatlık var. Gençler ayakkabılarında özgürler. Çarşaf olmasa Türkiye’deki kadınlardan, gençlerden İranlı kızların, kadınların hiçbir farkları yok.  

Ben Emine Erdoğan’ı her gördükçe içim daralıyor; sanıyorum ki bu zavallı kadıncağız zor nefes alıyor. Onunkisi ne Türkiye’deki, ne İran’daki ne de pek bir başka yerin baş bağlamasına benzemiyor. Üzülüyorum onun için. Hele de İran’ı görünce haline de biraz acıdım. Neden böyle bir baş bağlamaya gerek duyuyor? Bu bir zorunluluk mu? Daha başka türlüsü olamıyor mu? En muhafazakar anaların türbanları bile çok tabii... Ama neden Emine Hanım o şekilde baş bağlıyor? Ben bilmiyorum...

 19 NİSAN CUMA

 Cuma namazını İmam Rıza Külliyesi’nde kılmaya gelen on binlerce Meşhet ve İran’lı, Ehlibeyt muhibbi can bugünü ibadetle, sohbetle, yarenleşmekle, dertleşmekle geçiriyorlar.

Evet sevgili okurlar, canlar; bu kentin merkezinde İmam Rıza ve İmam Rıza Külliyesi var.

 

ŞAİR FİRDEVSİ

 

Benim istemimle Akın Hoca’nın rehberliğinde 30/40 km. Uzaklıktaki ozan Firdevsi’nin Türbesi’ni ve Müzesini gezmeye gidiyoruz. Taksici alacak bizi götürecek, bizi bir saat bekleyecek ve bizi geri otelimize getirecek. Alacağı para Türk parasıyla on beş lira!!!

Firdevsi’nin türbesinin olduğu büyük bahçe yemyeşil, bakımlı, geniş bir alanı kapsıyor. Türbenin üzeri devasa bir lahite ev sahipliği yapıyor. Altıysa türbenin yanında heykellerden oluşan çok küçük bir müzeyi barındırıyor. Bahçede ikinci bir müze daha var. Burada ise antik İran eserleri sergileniyor. Bu müzede Firdevsi’nin tarihi bir resmi de sergileniyor.

Her iki müze-ziyarette ise hediyelik alış-veriş yapmak, resimler, biblolar, kupalar, kitaplar almak mümkün. Bu bahçeyi iki lira veren herkes gezebiliyor. Her kesimden ve her kesimden İran’lı ve turistler, ki ziyaretimiz esnasında Japonlar da vardı, burayı ziyaret ediyorlar. Bahçede çok farklı renkten, şekilden çiçekler dikkatimi çekti. Burada bahçe kültürünün de geliştiğini görebiliyorum. Bahçede büyükçe bir havuz var.

Bu bahçede biraz oturdum, bazı zamanlardaki gibi bir sigara içtim. Bir rüzgar geldi bana, bu rüzgar Hacı Bektaş’ta esen rüzgardı. İnsana çarptıkça onu canlandırıyor, ama onu sarhoş ediyor aynı zamanda. Bizler hep Horasan diyarından gelmişiz, deriz. Evet işte o rüzgarın nereden esmeye başladığını da anlamaya başlamıştım.

“Horasan ilinden sekün eyledim – Güzel İmamları görmeye geldim”

Bu bahçenin dışında ise yeşil alanlara gelen İranlılar buralarda piknik yapıyorlar, mangal yakıyorlardı. Pazarın keyfini arkadaşlarıyla, aileleriyle, çocuklarıyla bir arada geçiren çok insan vardı. Burada ekonomi çok iyi olmasada insanlar da fazla bir üzüntü görmedim.

Bu arada bahçede bir de baktık bir kişi saz çalıyor. Bizim sayemizde herkes onu görmeye, fotoğraf çekmeye başlıyor.

 

20 NİSAN CUMARTESİ

 

İran Havayolları ile Tahran’dan Erdebil’e uçtuk. Darya Grand Otel’de konakladık. Bir gün önce uçakta kaybolan Fethi Dede’nin çantasını düşünüyor ve yol alıyorduk Erdebil Sokaklarında. Burası Tahran’a göre oldukça serin. Ağaçlar daha yeni yeni yeşeriyor. Caddeler burada da oldukça geniş. Geliş gidişli yollar çift şerit. Halkıyla Türkçe anlaşabiliyoruz. Burada karadut, kavak, akasya, akçaağaçlar caddeleri süslüyor. Tüm yol kenarlarında ağaçlar var. Yol kenarlarında dometes, kavun, hıyar, erik göze çarpıyor. Doğalgaz yanıyor.

 

ŞEYH SAFİYETTİN ERDEBİLİ KÜLLİYESİ

 

Kültür ve Turizm İşleri Bölümü’ne bağlı bu büyük külliyeyi hem gurupla hem de sonrasında yalnız başıma uzun uzun gezdim. Yüzlerce fotoğraf çektim.

Bu külliye hakkında kendisinin de Şeyh Safiyettin Erdebili’nin soyundan olduğunu duyduğumuz Şeyh Safiyettin Türbesi Sorumlusu Nasrin Mirhamitzade’den bilgileri derliyorum.

 

Buraya Hanigah’ta deniyor. Büyük alim ve müderrislerden bir arifmiş Safiyettin. Hanigah’a defnediliyor. Onun mezarını müritleri (talebeleri) ziyaret ediyor. 1. Şah İsmail Ulu Babası Şeyh Safiyettin’in yanına defnediliyor. (Büyük büyük dedesinin yanına) Burada imaretler yapılıyor. Şah Tahmasp zamanında bu külliye oluşuyor. En ince işcilikle işleniyor. Altın suyuyla da yapılanlar var. Şeyh Safiyettin Ziyareti’nin bir büyük tarihi halısı varmış. O paha biçilmez bir halıymış. Ama 250 yıl önce burasının tamiri için satılmış. İngiltere’de Victoria Müzesi’nde sergilenyor. 15 yıl önce 7 yılda yapılan bir yeni halı eskisinin yerine konuluyor. Bu tam 72 çeşit bitkinin renginin boyasından boyanmıştır. Burada çok büyük bir çini koleksiyonu varmış. Çok büyük bir kütüphanesi varmış. Ama İran-Rus Savaşı’nda (Birinci Dünya Savaşı?) burayı Ruslar yağmalamışlar. Kitapları ve tarihi çinileri alıp götürmüşler. Hatta sandukaları da götüreceklermiş ama kapılardan çıkaramamışlar. Şimdi bu çiniler Leningrat’tadır. Buradaki eserlerin bir kısmı da İran’ın muhtelif müzelerindedir.

Bizde eskiden Gurbangah Makamı varmış. Şu an o bölüm yok. Burada Muharrem (sefer) ayında Aşura (10. gün), Tasuva (9. gün) günlerinde kurbanlar kesilirmiş.

Burada Künbes kubbe anlamında kullanıyor.

 

Seyh Safiyettin Erdebili’nin türbesi Allah Allah Günbeti’nin içindedir.

 

Allah Allah Gümbeti’nde ayrıca:

Büyük sandukadaki Şeyh Safi’nin önünde;

Şeyh Safi oğlu Sadrettin Musa;

Onun önünde de onun oğlu Şah İbrahim vardır.

Şeyh Safi’nin sandukasının arkasında Sultan Haydar’ın mezarı vardır.

Şeyh Cüneyt’in mezarı dış avludadır. Ama bizler tam bilemiyoruz, hangi mezardır.

 

Eskiden Semahane varmış. Semah ederlermiş. Burada tarihi bir imaret var. Buranın kapısı gümüştendir. Buraya her yerden gelirler, ziyaret ederler. Aleviler gelir ziyaret ederler. Bu kışın Türkiye’den Aleviler geldiler, burada kurban kestiler. Buraya ABD’den, Avusturya’ya kadar her yerden ziyaretcimiz vardır.

Tüm bu külliye 6 bin metrekareden oluşur. Burada resmi olarak 15 kişi çalışıyor. Allah Allah Günbeti’nin yanında Haramhane vardır. Burada Şeyh Safiyettin’in yakınlarının türbeleri vardır.

  1. Şah Safi’nin oğlu Muhyittin Muhammed
  2. Şah Safi’nin Hanımı Bibi Fatıma
  3. Şeh Safi’nin kızı. Adı belli değil.
  4. Şeyh Safi’nin torunu Şeyh İdris
  5. Şeyh Safi’nin torunu Sultan Beyazıt
  6. Şeyh Safi’nin oğlu olduğu söylenen Şeyh Şerafettin
  7. Şeyh Safi’inn torunu Mürşit Kuluağa
  8. Burada iki kişinin ismi belli değil.

 

Şeyh Safiyettin’in hemen yanında Şah İsmail yatmaktadır. Şah İsmail’in oğlu Şah Tahmasp mezarı Kum Kentinde Hz. Masume’nin Harem’indedir. (Suffe Tahmasp olarak bilinir.)

Şah Tahmasp’ın oğlu II. İsmail’in mezarı İsfahan’dadır.

 

Bu külliye içindeki Arkeoloji Müzesi müdürü olarak çalışan ve de kendisini de Seyyid olduğunu öğrendiğim Ruhullah Muhammedi’den de bilgi alıyorum.

 

Bizim müzemizde farklı devirlere ait eserler vardır. Bronz Çağı, Demir Çağı, Klasik Devir, İslam Devri, Selçuku Devri, Mongol Devri, Safavi Devri’ne ait eserler mevcuttur. Ayrıca Gacarlar Devrine ait eserler var. Kılıçlar, kalkanlar, mezar taşları, küpler, sikkeler (gümüş, altın) Bizans paraları da vardır. Bir de bir kadın iskeleti vardır. Aynen ana rahmindeymiş gibi gömülmüştür. Ayrıca başsız kadın heykelleri de daha eski çağlara aittir. Şişe kapları, sıvı kapları, koku kapları da vardır. Eski Kuran yazıları Safavi Devrine aittir. Çini kaplara her devirde rastlanmaktadır. Bu külliye Şah Abbas Devrinde yapılmıştır. Bu külliyenin dışında bir de Aganegi Hamamı yani Etnografya Müzesi vardır. Burada bir de El İşi Müzesi vardır. Eski zamandan kalan bir  “Şıh Hamamı” vardır.

 Peyman Babavent

(29 - Dükkan sahibi)

 

Para değiştirmek, film almak için girdiğim bir dükkanda gençlerle sohbete koyuluyorum. Çok ilgili, sempatik gençler bunlar. Bana yardımcı oluyorlar. Aylar boyunca giyeceğim bir yazlık ayakabıyı buradan aldım. Gerek havalimanında gerekse otel ve başka yerlerde görüp söyleştiğim insanlar çok cana yakınlar, bir hısım akraba gibiler.

Onlarla biraz dertleştik: Bu içinde bulunduğumuz caddenin ismi Şıh Safi Caddesi’dir. (Külliyenin bulunduğu cadde) Buraya Alikapı Mahallesi, denir. Alikapı Camisi vardır. Onun ismi mahalle ismi olmuştur. Burada mahalleler camilerin ismiyle anılır. Bunu ben Türkiye’de görmedim. Buraya başka şehirlerden insanlar gelirler. Burada bir işsizlik var. Erdebil büyük bir şehirdir. Burada her şey ekilir. Buranın toprağı çok verimlidir, suludur. Her türlü şey ekilir. Buralar çok eskiymiş. Taa Zerdüşt devrinden Zerdüşt Muan Yurdun’dan kalmadır buralar. Buraya Azerbaycan bölgesi denir. Tüm Tebriz’de 3.5 milyon insan yaşar. Erdebil’in diğer küçük şehirleri: Serin, Nir, Nemin, Miskin, Parsobot, Bilesu var. Bunlar küçük şehirlerdir. Buralarda 50, 60, 100 bin insan yaşar. Erdebil Üstanı denince tüm bölge anlaşılır. İran 30 Üstam’dır. Azerbaycan’dan İran’a, buraya çok gelen ziyaretçiler var. Gezmeye geliyorlar. Burada mobilya işi çoktur. Ben de Türkiye’ye geliyorum, bazı şeyleri oradan alıp burada satıyorum. Sizleri daha çok bekliyoruz, buraya...

 

SEYYİD AMULİ

 Akşam ise yörenin en önemli din alimi Seyyid AMULİ ile makamında bir söyleşi yapıyoruz.

Burada vali değerinde ve Seyyid olan Cuma İmam’ı olan Seyyid Amuli aslen bir Türk ve sohbeti de Türkçe  yapıyoruz.

Ehlibeyt Mektebi’ne bağlı olarak hizmetlerini yürüten Amuli’nin kökleri Lübnan’a dayanıyor. İran’da her şehirde bir Cuma İmam’ı varmış. Cuma günleri insanlar toplu olarak namaz kılıyorlar. Hem de tek bir merkezde namaz kılınması birlik ve beraberlik için çok önemliymiş. Kendisi aynı zamanda siyasi manada da etkin bir isim olarak biliniyor. Seyyid Amuli daha önce Türkiye’ye gelmiş ve zaten konuşmalarından da anlaşıldığı gibi Türkiye’deki gelişmeleri izleyen bir isim. Kardeşi de ünlü bir Meddahmış, çok güzel Hz. Hüseyin Mersiyeleri söylermiş. Bizleri; azizcanlar hoşgeldiniz, diye selamlayan Seyyid Amuli çok sıcak bir insan. Hz. Ali’nin Arap olmayanlara da hoşgörülü davraması ve özellikle İslam’ın ilk döneminde eşitlikten yana olan tavrı taraftarlarını arttırmış.

İmam Ali Rıza’nın büyük bir mücadele adamı olduğunu ve tüm hayatının büyük zorluklarla geçtiğini söyleyen Seyyid Amuli, Alevilik hakkında da geniş bilgisi olan bir din alimi olarak ortaya çıkıyor. Ona göre Şeyh Safiyettin çok büyük bir din alimi. İran’da daha İslam’ın ilk döneminden beri büyük ailelelerin Şiiliği benimsediğini söyleyen Seyyid Amuli, Şah İsmail’e Aziz Alevilerin sahip çıktıklarını, onu desteklediklerini söylüyor. O aynı zamanda secaat sahibi bir alim ve de bir serdar’dır. O büyük bir insandır. Seyyid Amuli tarihi olayları da iyi biliyor.

Hz. Ali sürekli arpa ekmeği yerdi. Neden? Çünkü insanlar buğday unuyla ekmek yapamıyorlardı. O Emir’ül Mümin de halkının yanında onlar gibi yaşıyordu. O da arpa ekmeği yiyordu. Onun yakınları gelip ondan yardım isteyince o reddediyordu. Halkın parasını kendi parasından üstün tutuyordu. Bizler 8 yıl Saddam’la savaştık. Büyük zorluklar atlattık. Saddam’a kim kimyasal silahları verdi? Almanya. Yüz büyük dünya şirketi Irak’ı destekliyordu. Bizim ülkemizde bizim aleyhimize 200 gurup bizim aleyhimize çalışmaktadır. Üstelik Suudiler de bizim aleyhimizdedir. Tüm dünya şimdi Türkiye’deki Alevilere bakıyor. Sizin büyük bir nüfusunuz var. Sizin büyük bir gücünüz var. Sizlerin bunun farkında olmanız gerekiyor. Tüm dünyadaki Ehlibeyt’i sevenlerin birleşmeleri gerekmektedir. Aleviler Ali’ye bağlıdır. Şimdi de Suriye’yi sıkıştırıyorlar. Sizin Türkiye’de maalesef Suriye’yi sıkıştırıyor.

Suriye’de ne kadar Alevi var onları öldürmek istiyorlar. Dünyanın dört bir tarafından teröristler Alevileri ve Saddam yanlılarını öldürmek için Suriye’ye gidiyor. Oraya sahte kapılar açılıyor. Şimdi İsrail, ABD ve Erdoğan, Suudiler el ele vermişler kendilerince bir plan yapıyorlar. İş birlik ve beraberlikten geçer.

 

 

 

Mustafa Doğan: Bizler büyük fırsatları kaçırıyoruz. İran’la Türkiye’deki Aleviler neden ticari bağlar kurmasınlar. Bizler iş adamları olarak İran’a ağırlık vermeliyiz. Burayı desteklemeliyiz. Onlar da bizi desteklemeliler. Ben şahsen kendi çevremde buna hazırım. Ben sizden bize yardımcı olmanızı istiyorum sevgili Seyyim.

Seyyid Amuli: Türkiye’den gelip Sünniler iş yapıyorlar da, Aleviler neden gelmesinler? Elbette sizleri bekleriz.

 

21 NİSAN PAZAR

 Sabah erenler coştu. Aşık sazıyla nefesler söyledi. Mahmut Dede ve Murteza Aksüt semah döndüler.

Yemyeşil ovalarda koyun sürüleri otluyorlar. Gece boyu yağmur yağdı, göğ gürledi. Yine Tahran Havalimanı’na uçtuk. Tahran bugün serin. Karlı dağlar dumanlı havayla kaplı. Nihayetinde İstanbul’dan Cem Vakfı Allı Turna Ekibi’nden Hüseyin Karakuş’la telefonla görüştüm. Çünkü onlar da yakında İran’a gelecekler. Onlara bilgi veriyorum. Nihayetinde gelişleri çarşambaya ertelenmiş o zaman Salı günü her şeyi anlatırım, diyorum.

Benim tüm amacım ve hayatta ilkem insanlara yardımcı olmak, bir şeylerin yolunda gitmesine katkıda bulunmak. Hayatta ne bölücü, ne hayın, ne bencil bir yanım olmadı. İnsanlara yardım ettikçe mutlu olan birisiyim ben.

22 NİSAN PAZARTASİ

 

Bu uzun yolculuklar bizi yormuyor. Mutlu ediyor. Benim gibi tüm ziyaretçiler de bu seyahatten memnunlar. Herkes yeni şeyler öğrenmek  için sorular soruyorlar.

Bugün  ikinci kez geldiğimiz  Kum’da buranın en önemli alimlerinden birisi olan “Büyük Taklit Mercii Ayetullah el – Uzma Seyyid Abdulkerim Musavi Erdebili” yi ziyaret ediyoruz.

Dedelerin çeşitli sorularını yanıtlayan Erdebili her şeyden önce İslam ne buyuruyorsa onu iyi bilmek gerekir, diyor. Ona göre;  Her şeyin temeli İslam’dır, İslami kurallardır. Erdebili Şeriat ne diyi? İslam. Tarikat ne diyi? İslam. Marifet ne diyi? İslam. Hakikat ne diyor? İslam. İslam’ın kurallarını, kaidelerini bilmeden hangi inançtan olursan ol bir şey değişmez, diyor. Ona göre; İslam ibadettir, fakirlere yardım etmektir, yolda kalmışlara yardım etmekdir, komşularla iyi geçinmek onlara yardım etmektir. Tevella, tebarra çok önemlidir. Bizim inancımız birdir, herkes dedeler, seyyidler, alimler, hocalar hepsi İslam’ı iyi bilmeden kime neyi öğretecektir?

 

 

 

SÖYLEŞİLER

 

KUM

 

Akın Caba

(Kara Yağmur Talibi, Tokat Zile’li)

 

Bizler bir Alevi Ocağı olan Kara Yağmur talibiyiz. Şimdi İzmir’de oturan Elvan Çelen Dede beni iyi tanır. Ben Tokat Zile’liyim. Burada eğitim alıyorum. On iki yıldır ilim öğreniyorum. Camiatul Mustafa Üniversitesi’nde okuyorum. Ben oranın öğrencisiyim. Bence Çaldıran’dan sonra İran’dakilerle Anadolu’daki Alevilerin bağlantıları koptu. Sünni baskısı altına giren Aleviler inançlarını farklı yaşamaya başladılar. İlimle ilgileri kesildi. 500 yıl önce aslında hiçbir farkımız yoktu.

Müsahiplik olayı yani kardeşlik aslında hadislerde de vardır. Türkiye’de bu derinleşmiş. Osmanlı’nın baskısı nedeniyle insanlar birbirleriyle daha sıkı ilişkiler kurmak için müsahipliği geliştirmişler. Müsahiplik algısı da Türkiye’de yörelere göre değişmektedir. Bizde burada Gadir Hum Bayramı vardır, o çok önemlidir. Bunu Türkiye’deki Aleviler fazla bilmiyorlar. Aleviler çok itikatlidirler. Biz buraya gelinceye kadar Gadir Hum Bayramı’nın bu kadar önemli olduğunu bilmiyorduk.

Ben aslında artık Türkiye’ye yerleşmek istiyorum.

Buradaki sistem şu şekildedir: Liseyi bitirenler, üniversite düzeyinde eğitimlerine başlıyorlar. Ama önce bir yıl Farsça öğreniyorlar. Beş yıl üniversite okuyorlar. Tüm dersleri üniversitede alıyorlar. İslam Diniyle ilgili hemen her şey okutuluyor. İngilizce de var. Bazı dersler Sünnilerin de Şiilerin de ortak olarak anlayacakları şekilde anlatılıyor, öğretiliyor. 5 yıl sonra tüm dersler bitiyor. Bu Türkiye’deki İlahiyat Fakültesi gibi bir okul oluyor. Ama Türkiye’deki İlahiyat Fakültesi’nden daha kapsamlı. Burada da master ve doktora yapılıyor. Ama üniversiteden sonra eğitim on yıl kadar devam ediyor. Doktora üç dört yıl sürüyor. Ondan sonra da devam ediyor. “Müştehit” olunuyor. Arapça “ceh” deniyor. Ceht eden yani çaba sarf eden, ilimde derinleşen manasında kullanılan bir sözcük burada. Yani insan derinleştikce derinleşiyor burada.

Ayetullah ile Müştehit aynı anlama geliyor. İran’da bir Ayetullahlar Konseyi vardır. Onlar bağımsızdırlar ama onlar karar verici bir müessedir. Onlar yetmiş kişiden oluşur.

Seyyidler saygınlık bakımından üstün vasıflıdırlar. Onlara sadaka verilmez. Burada Humus’un yarısı Seyyidlere veriliyor. Humus beşte bir manasındadır. İnsanların yıl içinde tüm harcamalarının dışında kendilerine kalan birikimin beşte biri anlamındadır. İnsanlar bunu din önderlerine vermek zorundadırlar. Bu Alevilik’teki hakkullah gibidir.

 

Seyyid Rezavi

(Baba Mansur Ocağı’ndan. Aslen Sivaslı)

 

43 yaşındayım. 1982’den beri buradayım. Yeni evlendim. Hanımım Türk’tür.

Şu an Fıkıh üzerine tahsil yapıyorum. Eğitimim devam ediyor.

 

EĞİTİM

Fıkıh üzerindeki çalışmalar çok uzun sürer, günde en az 45 dakikalık bir eğitim almak gerekiyor. Bu insanlara göre değişiyor. Liseyi bitirdikten sonra bizler de eğitime başlıyoruz. Burada 150 kadar Türk öğrenci eğitim görüyor. Burada Alevi çocukları az. Benim bildiğim dört  -  beş çocuk var. Eğitim alan tek Türk Seyyid benim. Buradaki öğrenciler yurtlarda kalıyorlar. Ehlibeyt Mektebi’nden bir aşamaya geldikten sonra hak çıraklığını veriyorlar. Talibinin (ona bağlı olanın) bursuna dahil ediyorlar. Yurtdışında da çok sayıda Ehlibeyt Mektebi’ne bağlı talebeler var. “Humus” Sahibil Zaman dömeninde de bu vardı. Halkın önderlerine verilen bir ücrettir. İnsanların eğitimi, kendini geliştirmeleri için bu Humus önemlidir. Burada 105 ülkeden, 17 bin kişi eğitim görüyor, aileleriyle birlikte.

Kum tüm dünyada Ehlibeyt Mektebi’nin merkezidir.

Irak’tan da Saddam kıyımından sonra oradaki Seyyidler de buraya gelmişlerdir.

Burada da Aliyullahlar, (Ehlihaklar) vardırlar. Kirmanşah’ta çoğunlukla oturuyorlar. Orası 6 saatlik bir mesafededir. Onlar İç Anadolu’daki Aleviler’e benzerler. Onlar tasavvufi akımlar olarak benzerler, onlar da zikir yaparlar. Afganistan’da Pakistan’da İsmaililer vardır ama çok değildirler. Kum’da Ehlihaklar yoktur.

 

ALEVİLİK – ŞİİLİK

Bence Türkiye’de Alevilik Şiiliğin bir koluyken değişti. Kavramlardaki algılayışlar, uygulamalar değişti. Osmanlı’nın büyük baskısı vardı, Anadolu ve İran arasındaki bağlar koptu, buradaki alimlerle oradakilerin bağları zayıfladı, seyyidlik algı ve uygulaması değişti. Çaldıran da bizler madur olmuşuz. Bence Alevilerle Şiiler arasında bir fark yoktur. Ehlibeyt Mektebi’nin tüm mirasına Şiiler ve Aleviler sahip çıkmıştır. Bizlerin birçok alimini Osmanlı öldürdü. Anadolu ve İran’ın bağları koparılmıştı, bence büyük sorun oradan kaynaklanıyor. Nişabur da önemli bir merkezdir. Orada büyük Şii nüfusu vardır, İmamlar zamanından beri orası önemini kaybetmemiştir.

 

ERDEBİL

Erdebil aslında çok büyük bir ilim merkeziydi, Şeyh Safiyettin Erdebil’i büyük bir Şii önderidir. Erdebil önemli bir merkezdir. Erdebil’de çok büyük insanlar yetişmiştir. Güney Lübnan da önemli bir Şii merkeziydi. Yavuz’dan önce Anadolu’da ağırlık Ehlibeyt Mektebi’ndeydi. Yunus Emre, Hacı Bektaş önemli isimler ama burada onlar hakkında kimse fazla bir şey bilmiyor, halk hiç bilmez, okumuş, din alimlerinin bunlardan haberleri vardır.

Buradaki Seyyidler bir sisteme bağlıdırlar. Türkiye’de sanırım bu sistem bozulmuş. Buradaki seyyid, ocak algı Türkiye’deki gibi değildir. Bizler aynı zamanda eğitim alıyoruz, kendimizi okul içinde yetiştiriyoruz. Seyyidler kendi yörelerinde tanınan insanlar. Secere burada da vardır, burada çok seyyid vardır.

Sivas Zara Kızılkale Köyü’nden Veli Gülsoy Dede (Gazi Cemevi Başkanı) bizim soyumuzdandır, kendisini tanıyorum, onunla görüştüm.

Bize Ecevit bir zaman Tahdit yani yasak koydu. Bizler Türkiye’ye gelemedik. Ben bir Türk Seyyid olarak tahdit yedim, onu unutamıyorum, bu bir haksızlıktı. On yıl boyunca yasak yedik, nedenini de hiçbir zaman tam bilemedik. Türkiye’den davetiye gelmezse biz kendi ülkemize gidemiyorduk. Sınırlandırma koydular bize. Bu sadece İran’da eğitim alan Alevi kökenli insanlara uygulandı.

Burada 15 Şaban Sahibi Zaman (İmam Mehdi’nin) doğum günüdür, çok önemlidir. Türkiye’de Berat, deniyor.

 

KUM

Kum’un 900 bin seçmeni vardır. Kum’un çevresinde de Türkler oturmaktadır. Halecistan denilen bir bölge var. Oradaki Türkler Safaviler zamanında Türkiye’den gelmişlerdir. Onların yetiştirdikleri narlar çok güzeldir. Kürdistan bölgesinde Sünniler çoktur. Kirmanşah Kürtler çoktur, Ehlihaklar ve Şiiler vardır.  (Ali Kaya: Kirmanşah’ta Bahtiyar-ı Lorlar vardır. Lorlar Kürt değildir. Ayrıca Kürtler de vardır.)

 HAYAT

Burada pahalılık var. Devlet petrol gelirlerinden yaklaşık 50 doları, 50 bin Tümen’i halka her ay verir. Kum’da mobilyacılık var. Burada gümrük açıldı, sanayi var, burada pamuk yetişir. Halıları vardır.

Kişi yaklaşık 300 dolar aylık alır ve 8 kişilik bir aile bununla geçinir. Emekliler yaklaşık 200 dolar maaş alırlar. Burada herkesin altında araba var, cep telefonları var.

 

MUHARREM

Muharremde burada kurbanlar kesilir. Türkiye’deki gibi adak kurbanları kesilir.

10 muharremde yas tutarız. Bizler camilerde toplanır, Hüseyinhaneler (Tekke) alimler vaaz verirler, mersiyeler okunur. Kara giyeriz, kız istenmez, eğlence yapılmaz, Muharremde. Kurban kesme geleneği yoktur ama adak yaygındır. Bizde 60 gün yas vardır. Muharrem’in birinden Sefer Rebiyel Evvel’in sekizine kadar Hasan Ül Asker’in şahadetine kadar biz de yas tutulur. Burada Hızır bilinmiyor.

 

HIZIR

Erzincan, Tunceli gibi yaşamın zor olduğu yerlerde Hızır inancının daha yoğun olduğunu gördüm. Nişanelerini gördükleri için ona büyük ehemmiyet vermişler.  Ama burada Hızır Dağı’nda, bir Hızır Makamı vardır. Samandağ’da Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu bir yer vardır. Ben de gidip orayı gördüm. Hz. Hızır yaşıyor, hep yaşayacak.

Suriye’deki Hıristiyanlar Latin Amerika’ya göçmüşlerdr. Arjartin’de bir cumhurbaşkanı da onların arasından çıkmıştır. Esat ailesi Alevidir. Arap Alevilerindendir. İktidar onların elindedir.

Irak’taki Sistani ailesi İran kökenlidir. Seyyiddirler. Onlar İmam Hüseyin’in soyundandırlar.

İmam Rıza’nın bir kızı bir oğlu vardır.

Muhammed Taki’nin oğlu Kum’dadır. Musay-ı Mubareke (Yüzü parlak olan, nurlu) ismidir.

Kum’da 450’in üzerinde imamların soyundan gelen Seyyid vardır.

Kum’da ilk Yemen’in Arap kabilesi Eşeri Kabilesi gelip buraya gelip yerleşmişler.

 

ZİYARETLER

Kum’da üç ziyaret vardır:

 

  • Fatımayı Masume (İmam Musay-ı Kazım’ın Kızı)
  • İmam Mubareke
  • Ali İbn-i Cafer (İmam Cafer Sadık A. S.’ın oğlu)

 

Seyyid Abdullah (İmamzade Abdullah) Musay-ı Kazım’ın oğludur.

İbadet merkezlerine mum yakmak, çaput bağlamak burada hurafe olarak kabul ediliyor. Ama burada çok az vardır. Halk bazen yapıyor.

En çok imam torunu Mazenderan Bölgesi’ndedir. Burada çok fazla ziyaret yeri vardır. Hepsi belli bir güzergah üzerindedir. Buraya Hicaz bölgesinden de çok seyyid gelip yerleşmiştir. İran’ın her yerinde kutsal ziyaret yerleri vardır.

 

Şehrirey’deki Ziyaret Yerleri:

 

  • İmam Hasan torunlarından biri Şah Abdülazim Hasani (10. 11. torun İmam Muhammed Taki’nin buradaki vekili)
  • Zeynel Abidin’in Tahir adlı oğlu var. Aynı yerde, aynı külliye içinde.
  • Musay-ı Kazım’ın Hamza adlı oğlu.
  • Alimlerin Hüsniye kitabının yazarı Fahri Razi’de orada meftundur. (Razi, Rey’li demektir Arapça’da)

Şuş’ta:

 

Hz. Danyal Peygamber’in Türbesi var.

 

Zencan’da:

 

Üç peygamber türbesi var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MEHMET TAŞKAYNATAN

(1972 ADIYAMAN YAYLAKONAK KÖYÜ DOĞUMLU

ALEVİ CAFERİ HOCASI)

 

1972, Adıyaman Yaylakonak Köyü’nde doğmuş. Kendisi Balyan Aşireti’nin Kosan Kolu’ndan, Ağuiçen Talibi. Mamo Güzel Dede’nin talipleri. Seyit Meftuni’nin oğlu.

1993’te Kum’a tek başına gelmiş, burada evlenmiş. Eşi Azeri. Kendisi Adıyaman’lı. İran’da Oturuyor. Gelecek sene Türkiye’ye yerleşmek istiyor. Kum Kentinde eğitim almış. Adıyaman eski ismi Balyan Köyü olan yeni ismi Yayla Konak Belediyesi. Kendisi Bektaşi Babalarından Lütfi Akyurt’la da görüştüğünü söyledi. (Kendisi Şiiliği savunuyor. Anadolu Aleviliğinin kendi öz değerlerini yitirdiğini, Osmanlı’nın etkisiyle farklılaştığını, namazı bıraktığını, bunun yanlış olduğunu, gerçek yolun Şiilik Caferilik olduğunu, sazın bir anlamı olmadığını, cemin İslam’da bir yerinin olmadığını vs. Söyledi. Miktat Güler Dede onu sert bir şekilde eleştirince tartışma yaşandı.)

 

 

GÖRÜŞLERİ

Ehlibeyt Mektebi üzerine, On İki İmam İçtihatları üzerine, Kum’a gelip eğitim almaya başladım. Ben on beş seneden fazladır eğitim alıyorum. Öğrenciliğim devam ediyor. Havza-yı İlmiye’nin (İlim Havzası) devam ediyorum.

Burada Müçtehitler Müessesi vardır. Her Müçtehit de kendi başına bir kutuptur. Her müçtehitin kendine özgü bir yanı vardır. Onların kendilerinin fetvalarına uyan talipleri vardır. Her talip kendi ihtiyacını karşıladıktan sonra ekonomik olarak elde ettiğinin beşte birini Müçtehitine verir. Bu verilen Humus olarak bilinir. Humus ikiye ayrılır. Her bölümde kendi arasında üç bölüme ayrılır.

Birinci: Hakkullah İlmel Hakul Resul ve Hakk’ı İmam Mehdi (İmamın Hakkı). Bunun üç hakkı vardır. Burada İmam Mehdi’nin yaşadığına, ölmediğine inanıldığı için onun hakkı toplanıyor. İkinci: Fakir Hakkı: Miskin ve yolda kalmışların hakkıdır. Buna Zevil Kurba denir. Bu Hz. Peygamber Efendimize, Ehlibeyt’e ait has olan bir haktır. Bunu Ehlibeyt, Seyyidler’den başka kimse alamaz. Ehlibeyt soyundan gelenlere verilen haktır.

Seyyidler içinde durumu iyi olmayanlar vardır, borcu olanlar vardır. Onlara verilir. (Durumu iyi olan Seyyidler Humus almazlar)

  1. Hakkullah
  2. Hakkı Resul
  3. Hakkul İmam

Bu üçü Allah yolunda medrese, okul, dini işler için kullanılır. Öğrenci yetiştirilir.

Devlet bu işlere hiç karışmaz, bakmaz.

Ben şimdi Müçtehit olmadığım için talibim yok.

Mukallit: Talip demektir.

Müctehitin talimatları doğrultusunda, ona bağlı olarak yaşayanlar Mukallit, denir.

Her müçtehidin kendi defterleri vardır. Kim ne vermiş, kim ne almış bu deftere işlenir. Bunda hiçbir zaman asla ve asla bir karışıklık olamaz. Bu düşünülemez bile.

Ben şimdi halen öğrenci olduğum için bana da yardım ediyorlar.

Müctehitlerin, inancın, Ehlibeyt Mektebi’nin kurallarını anlattıkları kitapları vardır. İşte mukallitler bu kurallara uyarlar. İlmihaller (risaleler) vardır. Yani yolun ahkamını anlatan kurallar bütününü kapsayan kitaplar vardır. Mütallitler kendi yaşamlarını düzene sokarlar. Herkesin Müşhehit olması gibi bir durum yoktur. Bu nasip meselesidir. Bu herkese nasip olmaz. Bunu da aslında bir yasası yoktur ama kuralları vardır.

 

Müctehitin Kuralları

 

  • 12 İmam’a inanmış olacak.
  • Caferi Mezhebi’nden olacak.
  • Helalzade olacak.
  • Zinazade olmayacak. (Zinadan doğan namaz kıldıramaz, müctehit de olamaz)
  • Bunların yanında alim olacak.
  • Hoşgörülü olacak.
  • Alimlerin alimi olacak.
  • Caferiliğin tüm ahkamına, kurallarına, yasalarına, ahlaksal olarak her şekilde bu işe vakıf olacak.
  • Bütün ilimlere sahip olacak.
  • Sevilen birisi olacak.
  • Yardımsever birisi olacak.
  • Kendi ahlakıyla, takvasıyla, her şeyin içinden sıyrılıp çıkacak, yükselecek.

 

 

ALİ HÜCCETİ

(Iğdırlı Hoca (Tufan Akyüz))

 

Iğdırlı’lı olan Hücceti şu bilgileri benimle paylaştı: Kum kenti çok büyüyor. Her şey iki katına çıktı, pahalandı. Tüm eski binalar yenileniyor. Kiralar, ev fiyatları çok arttı. Öğrencilerin durumu biraz zor oluyor. Burada yaşanan develüasyon bizi çok etkiledi. Buraya karşı amborgo da devam ediyor. Ben 1979 yılında Humeyni rahmetli olduğu zaman buraya geldim. Benim çocuklarım İngilizce, Farsça, Arapça eğitim alıyorlar ben onları bekliyorum. Ben şimdi televizyona ağırlık veriyorum. Türcüme de yapıyorum. Bizim HADİ TV 3’ün merkezi Kum’dur. Ayrıca Meşhed, Irak Necef’t şubelerimiz var. Slovenya’da da yayın yapacağız.

 

Son gün son alış verişler. Meğerse ne çok alacağım şey var. Eş dost çok fazla. İran’dan neler götürülmez ki, ah biraz da zengin olsam! Bin kişiye hediye götürmem gerek. Ama ne yapayım şimdilik otuz kırk yarene, yoldaşa tesbih, şekerleme, hurma, çok ucuz olan ceviz  vs. Alıp götürüyorum.

 

 ZİYARET SONRASI

 

İRAN VE AVRUPA

 

Ben ziyaretten üç gün sonra Avrupa’daydım. Tam 37 gün belki de hayatımın gezisini yaptım. Çünkü gerçekten cebte para yok, Avrupa’da hava soğuk, gezi boyunca bana eşlik edecek kişi de yok, bir de üstelik Allah’ın bir Türk’ü olarak Türkçe bana yeter, der gibi, yabancı dil de yok. Ama hedef dedeleri, dernekleri ziyaret etmek olunca Hakk yardımcı oluyor. Ama gerçekten de soğuk havaya, yağmurlu havaya karşın epey bir müze ve çevre gezisi de yapıyor, bazı söyleşilerle Türkiye’ye dönüyordum. Size önemli bir itirafta bulunacağım. Ben İran’dan öyle bir doymuş şekilde Avrup’ya gittim ki; Avrupa beni çok etkileyemedi.

 

BÖLÜCÜ AKİT

 

Türkiye’nin birlik ve beraberliğine zarar veren yayınlar olur mu? Olur. Bunların başında Akit denen paçavra geliyor. Görüş ve düşüncesini beğenmediği insanları birileri öldürsün veya sustursun diye, hedef göstermekten çekinmeyen, bugünkü dünyada çoğu zaman irin damlayan satırlarından gavur, kafir laflarını eksik olmayan, Alevileri, demokratları, ilericileri, farklı düşünenleri hep “münafık ve yola getirilmeleri, imana getirilmeleri, hizaya getirilmeleri gereken mahluklar” sınıfına koyup yazılar yazan, insanların manevi değerlerine saldırmayı maharet sayan ve ne hikmetse Türk yargısının gözleri önünde bölücülük, ayrımcılık, fitnecilik yaratan bu paçavraya kimse bir şey demiyor, hiç bir şey yapmıyor.

Akit’te provakatif bir yazı yayınlandı yine. “İran ateşle oynuyor: 700 Alevi dedesi İran’a götürüldü, Hamaney gibi üst düzey yöneticilerle görüştürüldü. Taksim Gezi Parkı olayları bundan sonra patladı, dendi.” (23 Haziran 2013)

Aklın, mantığın, izanın almadığı, alamayacağı, bu belli bir kesimi hedef almak, karalamak hedefini gözeten adice yazıya doğru dürüst tepki gösteren de olmadı.

Akit bölücülük yapmaktadır. Asıl kendisi ateşle oynamaktadır. 700 Alevi dedesini İran nasıl İran’a götürsün, hani belgeleri, İran’da bunlara neden propaganda yapılsın? Bu dedelerin hiç bir inancı, kişiliği, kimliği yok mu ki kendi görüşlerini yaşatmasınlar, açıklamasınlar? Bu insanlar gelip niye Gezi Parkı olayını çıkarsın?

 

İşte bizi de davet ettiler bizler de gittik İran’a. Bize ne Şiilik propagandası yapıldı, ne zorla namaz kıldırıldı, ne de İran rejimi övüldü. Bizi götürenler tümüyle insani ve kutsal bir görevi yerine getirdiler. Allah onlardan razı olsun. Ben böyle güzel ve profesyönel bir gezi görmedim.

Ne ben, ne de hiçbir kişi Şiileşmedi, kendi inancını, fikrini bırakmadı.

Gezi Olayları toplumsal bir başkaldırıdır, bir tepkidir, daha çok da Hükümetin ve Başbakan’ın çok sert ve anlamsız konuşmalarına duyulan öfke, polisin kastını aşan insanları hedef alan uygulamalarına duyulan bir öfkenin patlaması, alttan biriken yılların sorunlarına karşı halkın Alevisiyle Sünnisiyle Türkiyle Kürdiyle, işçisi ve memuruyla ve başta da Türkiye’nin yıldızı gençlerin gösterdikleri tepkinin adıydı.

Ey aklı durmuşlar; bu olayları Alevi Dedeleri mi çıkardı, şimdi?

Bu ne plan, bu ne program böyle!

Yoksa şimdi de Alevi önderlerini, dedelerini baskı altına almak, susturmak planlarının bir manevrası mı yapmaya başladınız?

Yuh olsun bu bölücü yazıları yazanlara, yazdıranlara, bu gazetede yazı yazanlara, bu gazete denen paçavrayı alıp okuyanlara, tüm vatandaşların vergileriyle yayın yapan ulusun yayın organı olması gereken TRT’de bu pisliğin reklamını yapınlara!...

 

 

ZİYARETE GELENLER

 

Gezi boyunca bizlere Nihal Yayınları’nın Genel Müdür’ü aynı zamanda yazar çok değerli insan Cafer Bendiderya; Fars Haber Ajansı’ndan Gazeteci – Tercüman ve çok değerli bilgili bir canımız İsmail Bendiderya; Horasan Tur’un sahibi çok değerli Sadık Gökgöz refakat ettiler, bizlere büyük yardımlarda bulundular. Hakk onlardan razı olsun. Bu büyük bir kaynaşmaya bir vesiledir. Ayrıca uzun yıllardan beri tanıdığım Velayet Yayınları Sahibi Ali İrfan Hoca’yı da orada görmüştük.

 

 

Gezide TÜRKİYE’den; Miktat Güler, Mehmet Nedim Yılmaz, Mustafa Alkan, Murteza Aksüt, Ali Ekber Karaduman, Hasan Meşeli, Mustafa Alkan, Kazım Kaya, Celal Özkan, Zeynel Şahan, Fethi Erdoğan, İbrahim Aklaş, Ali Kaya, Ayhan Aydın ile Hüseyin Aksoy olmak üzere 25 kişiydik.

 

Tüm gezi boyunca Fethi Erdoğan Dede, Miktat Güler Dede ve Yazar Ali Kaya sürekli yeni şeyler araştırarak, sorular sorarak kendi bilgi birikimlerini arttırmak istediklerini gösterdiler hem de insanlara bilgi aktardılar. Aynı zaman Malatya’da önemli hizmetler veren, her türlü yolu kullanarak büyük bir cemevini Malatya’ya kazandıran Hasan Meşeli de bir Araştırmacı olarak Ehlibeyt hakkında önemli bilgilere sahip olduğunu, Türkiye’nin ve burada Alevilerin yaşadıkları sorunların çok iyi farkında olduğunu göstermiş oldu.

 

MEHMET ALİ ÖZEN

(1947 – Malatya)

 

Annesi; Malatya Arguvan’lı (Ektir (Öncesi, Mineyik))

Babası; Barguzu’lı (Bostanbaşı) (Yeşilyurt)

Malatya Yeşilyurt Bostanbaşı’nda 1947’de doğmuş. Kendini Şiiliğe daha yakın buluyor. Hayat boyu ezilmiş, çok çile çekmiş bir insan. İmam Cafer Buyruğu’nu yeniden toparlamak, kitap yazmak, bu konularda dernek kurmak gibi bir takım hayalleri var.

 

KENDİ İFADELERİYLE; Benim soyum İmam Musay-ı Kazım’a dayanır. Bizler onun kızı Esmanur’dan gelmeyiz. Bizler dedelik yaparız; elimiz erdiğince, dilimiz döndüğünce. Hiçbir zaman ben demedim, biz dedim. Bencilliği hiç sevmem.

Ben inşaat kalıpçısıydım, maragozlukta yaptım. 2001’de emekli oldum. 1997’den bu tarafa halen de ayakkabı boyacılığı yaparım. Eskiden köy şimdi beldi olan Bostanbaşı’yla devamlı bağım vardır. Annem Zeynep 90 yaşında hayatta orada yaşıyor. O yalnız yaşıyor ama ben her gün onu ziyarete gidiyorum.

Babam Hüseyin 1997’de Hakk’a yürüdü. Toprak Su İşleri’nde Sürmeyen olarak çalışıyordu. Şimdinin mühendisidir. Kendisine “Profesör” derlerdi. İsimini söylesen kimse bilmezdi, Profesör çağırırdı herkes. O sadece bir insan değil, yaşayan bir tarihti. Ben ne feyz aldıysam babamdan aldım. Ancak onunla yetinmedim, araştırdım, üzerine ekledim. Hala da eklemeye çalışıyorum, bu konular üzerinde çalışıyorum.

Dedem Ali cemler yürütmüş. Babam görevinden dolayı göze batmak istemiyordu, o yüzden bu işlere fazla girmiyordu. Ama kendisi cemlere girerdi.

Ben şimdikilere cem demiyorum. Eskiden ceme girerken kurallar ağırdı. Ceme girmenin kuralları vardı. Açık kolla, kısa etekle, başı açık ceme girilmezdi. Sizi hemen uyarıyorlardı. Cem kolay değildi. Ama şimdi herkes televizyondaki cemleri taklit ediyor. Bunlar birer özenti gibi. İnsanlar şimdi gerçek cemleri bulamıyor. Sünni kesim hiç bilmiyor gerçekleri.

Ama yine de televiyon iyi oldu: Allah Muhammed ya Ali deniliyor. Bunu herkes duyuyor. Bu da büyük bir nimettir. Sünni kesim de artık bunu görüyor, görmek istiyor.

Malatya’yı ziyaret eden Afgan’lı Alevilerle tanıştık. Bizler cemi halka şeklinde yaparız. Onlar yüz yüze yapıyorlar. Yani iki kişi sırt sırta verip birbirlerinin cemallerine öyle bakıyorlar, cemleri öyle yapıyorlarmış. Bize yüzde seksen benziyor onların Aleviliği. Yüzde yirmi de kültürel manada zaten benzeşiyoruz. Onlarda semah yoktur, saz da yok, def var.

 

CELAL ÖZKAN (80)

(ŞAH İBRAHİM VELİ OCAĞI’NDAN DEDE, MALATYA)

 

Yaklaşık 1960’dan beri cem yürütürüm. İlk babamla birlikte Adana, Tarsus bölgelerini ziyaret edip cem, cemaat yaptık. Babam Şeyh Hüseyin, Dedem Halife’dir. Bizler köken olarak Mezirmeliyiz. Babam 3 yaşındayken Bereketli (Çermege) Köyü’ne talipleri getirmişler. Talipler pirimiz içimde olsun, diye getirmişler. Bizler iki kardeştik, abim vefat etti. Cem görevini “Hak getirende”, olmuştur. Yani onun hakkından gelebilecek, yapabilecekler cem yaparlar. Benim 7 oğlum var. Ama dedeliği kim istiyorsa, kim yapabilecekse o yapar. Benim abim hiç sohbet, cem ehli değildi, yapmadı, yapmak istemedi. Benim babam keşfi keramet sahibiydi. Dedenin özüydü, herkes onu severdi.

Ben 1933 doğumluyum, yaş geldi kemalini buldu. Anayla (80) diyoruz ki, “yaş geldi, kemalini buldu, ben ölmesem bile yaşım beni öldürür. Hayırlı ölümden beni ceddim Şah İbrahim Veli, elden ayağa koymadan, Rabbül Alemin, canımızı alsın, gayrı zaman geldi...”

Adana, Tarsus, Yenice’de cemler yaptım. 27 yaşında, askerden geldik. Babamla birlikte akıl buluk (balig- baliğ) oldum, babam sen zakirlik yapabilirsin, dedi. Seni yanıma alayım, dedi. Devam ettik, o gün bugün dedeliği sürdüyoruz.

Petrol Ofis’te 25 yıl çalıştım, 1985’de emekli oldum. Her zaman çalışırken de, bizi çağırdıkları yerlere gittik, sazı hiç bırakmadık. Sen iyi biliyorsun 1996’da Türkiye çapında, İstanbul’da, CEM Vakfı’nın yaptığı bir cem vardı, onu biz yaptık. (İlk kez cem, Taksim’de tüm dünya ve Türk kamuoyu önünde sergilenmiş, büyük olay olmuştu). Mustafa Tosun’la birlikte Atatürk’ün anısana bir cem tuttuk. Semahı da biz döndük. Biz kendi kıyafetlerimizle aynı cemdeki gibi semah döndük, İzzettin Doğan da işte böyle olmalı semahlar böyle dönülmeli der her zaman. Semah bir folklor değildir, bir ibadettir. Orada şimdi rahmetli oldu Tamam Bacı da vardı. 12 gün Şahkulu Sultan Dergahı’nda bunun provasını yaptık.  1998’de Lütfi Kırdar’da da bir cem yaptık. Semaha yine biz döndük. Kısa cemlere, Abdal Musa cemlerine, Hacı Bektaş’a devamlı katıldık. 11 Kez Hacı Bektaş’a gittik. Geçen sene de Kerbela’ya nasip oldu, gittik. Mart 2012’de sizin Cem Vakfı’nın Allı Turna’yla oraya gittik. Ben sayısını bilmediğim cemlere katıldım.

 

MUHAMMED ALİ MUHİBBANİ

 (83 – İran Kökenli)

 

Kendisi aslen Fars. Zaten Tebriz doğumlu. Ama şimdi Türkiye’de İstanbul’da ikamet ediyor. Bunların uzun yıllardan beri bekli iki yüzyıldır, Eminönü civarında Büyük Postane’nin arkasında tarihi bir camileri varmış. Kendisi Göztepe’den buraya namaza gelirmiş, ünlü dualardan olan bazı duaları onun okumasını cemaat çok seviyormuş. 83 yaşındaymış. Farsça biliyor, konuşuyor, okuyor. Kısa çeviriler de yapıyor.

 

 

MUSTAFA DOĞAN

(İşadamı - Malatya Hekimhan Yukarı Saz Köyü’nden)

 

İş adamı. Türlü işlerde zarar etmiş. İran’la ile Türkiye’deki Aleviler arasındaki ticari ilişkilerin arttırılmasını istiyor. Kendisi Malatya’da bu işe öncülük edeceğini söyledi. Kendisi birlikten beraberlikten yana. Herkesin kucaklanması gerektiğine inanınyor. Doğan ailesine büyük bir ilgi ve hayranlık duyuyor. Ağuiçen demek, tüm kötülükleri kucaklamak, onu hazmetmek, yok etmektir. Ağuyuiçin dedeler böyle olmalıdır. Gerçek dedelerimiz tarihlerde hep olumsuzları bertaraf etmişlerdir, gerçek yol önderleri olmuşlardır, diyor.

 

EMİN AYBACI

(31 – Öğrenci)

 

Kendisi Arap Alevilerden. Ona göre de Nusayri yerine Arap Alevi teriminin kullanılması iyi olur. Kendi ifadesine göre, Arap Aleviler de de namaz yok. Kendisi Şii olmuş. Kendini bu konuda yetiştirmek eğitim almak istiyor. Bu konuda çok istekli. Arapça Tercülanlık yaptığını söylüyor.

 

 

KAZIM KAYA

(1937 ­­- Sarı Saltuk Ocağı Karaca Köyü, Hozat’lı. Elazığ’da oturuyor.)

 

Tunceli’de 1937’de doğmuş. 1938’de altı aylık iken sürgüne gidiyor. Afyonkarahisar Çay İlçesi (o zamanlar nahiyeymiş) 1948’e kadar orada kalmış. Genel Af çıkmış. Bir kısmı köye gitti, bir kısmı 1948’de Elazığ’a dönmüş. Kendi ifadesiyle; Bize verilen topraklara sahip çıkamadık. Sazlık bir yere bizi göndermişler, göle yakındı. Bir kızımız orada evlenmiş, o kıza evimizi terk ettik. Ablamızı zaman zaman ziyarete gidiyoruz.

 

 

MUSTAFA ALKAN (AŞIK ÖZENİ)

Dergaha bağlı cem zakiri, Kültür Bakanlığı kayıtlarında olan bir ozan.

Üryan Hızır Ocağı’nın Zakiri.

 

MURTEZA AKSÜT

(1938 – Hekimhan – Hasan Çelebi - Malatya)

 

Her Pazar Malatya Zeynel Abidin Cemevi’nde zakirlik yapıyor.

Hacı Bektaş Cemevi’nde her Perşembe zakirlik yapıyor. (her Perşembe en az yüz kişiyle cem yapıyorlar)

Malatya’da Hacı Bektaş Cemevi ve Zeynel Abidin Cemevi’nde Ali Göktürk Dede cem yapıyormuş. 82 Yaşındaymış. Şeyh Hasan Ocağı’ndan Mustafa Tosun Dede’nin akrabasıymış. Kuran, tarih bilgisi varmış.

 

 

 

İBRAHİM AKTAŞ

(Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Sorumlusu)

 

Almanya’da oturuyor. Geziye Almanya’dan katıldı. Kendisi’ni yazar Ali Kaya’nın arkadaşı olarak tanıdık. Çok inançlı, ağırbaşlı, sevgi ve saygı dolu bir insan.

 

 

MİKTAT GÜLER DEDE

(01,01.1943  - Bargini (Karabakır Köyü), Hozat

AĞUİÇEN OCAĞI SEYYİD MENÇEK KOLUNDAN)

 

Dedeyle bir ay sonra Avusturya Viyana’da karşılaşmak büyük bir mutluluktu benim için. Uzun yıllardan beri görüp tanıdığım ve sevdiğim dedeyle bir türlü uzun soluklu bir söyleşi yapamamıştık. İşte fırsat! İlk önce Barış Televizyonu’nda bir sohbet etmiştik. Sonra İran’da karşılaştık. Eee artık benden kurtuluş yok, şimdi Avusturya Viyana’da bu günümüzün önemli dedesiyle söyleşme zamanı. Sazıyla, sözüyle, bilgisiyle, kamilliğiyle örnek dedelerimizden olan Miktat Güler İran’da da nasıl Alevi inanç değerlerini koruyan, yaşatan bir önder olduğunu birçok vesileyle gösterdi.

 

FETHİ ERDOĞAN DEDE

(1934 – ELAZIĞ – MIĞI (SEDEFTEPE) KÖYÜ - ŞAH ALİ ABBAS OCAĞI)

Son elli yıldır Alevi kurumlarının içinde olan, dedeliği en iyi şekilde yerine getirerek Türkiye’de Alevilik için mücadele veren ender inanç önderlerimizden olan Fethi Erdoğan da geziden çok etkilendiğini söyledi. Dedemiz her daim dualarla, ziyaretlerle bu gezinin önemli simalarından birisi oldu.

 

ALİ EKBER KARADUMAN

(1955 - Dede (Şıh Ahmet) – Teslim Abdal Ocağı -

Malatya Zeynel Abidin Vakfı’nda Görevli Dede)

 

1955, Şıh Hasan Doğumlu (Baskil) İlkokul mezunu dedemiz. Teslim Abdal Ocağı’ndan zamanında devlet vergi almazmış. Dayım, Sait Karaduman zakirlik yapmaktadır. Şu anda Zeynel Abidin Cemevi’nde Etebek Köyü’nden, Eski Malatya’dan Erdoğan Ünverdi Dede dedelik yapıyor. Hem de başkan.

Eşref Doğan Dede’nin kabilesinden Zeynel Abidin Ocağı’ndan İbrahim Dede’nin dedesi Divane Ali Ekber Dede varmış. Kendisinin gözleri görmediği halde bu yolla ilgiliymiş. Onun çok güzel bir konumu vardı. “Gitme senin işin olmayacak” dediği zaman bilirdi o kişinin işi olmazdı veya olurdu. Herkes onu çok severdi. Eskiden çok yüce dedeler vardı.

 

Dede Baskil’de 72 köyden dört Alevi köyünün kaldığını söylüyor.

Şıh Hasan,

Berete (Şıh Hasan’ın bakıcılarının olduğu köy.),

Tencir,

Adaf

Alevilikten dönenler Uşak’lar olarak geçiyormuş. Bilal Uşağı, Ümük Uşağı, Tor Uşağı, Sıcan Uşağı gibi köyler Aleviyken dönen (Sünnileşen) köyler olmuşlar.

 

Bizim köyde şu anda 127 ev var. (2000 yılında Kalender Topalcengiz, Hasan Akfırat ile burayı ziyaret etmiştik, burada fazla ev yoktu.)

Buraya bir cemevi yaptık. Yüzyirmi metre karedir.

Açılışını 6 Nisan’da yaptık. Mustafa Tosun Dede, Ali Göktürk dedelerle birlikte bir de cem yaptık.

 

 

Burada dört türbe var:

  • Şıh Ahmet Dede
  • Hasan Emki Dede
  • Teslim Abdal
  • Hızır (Düşek Olarak – Uğradığı yer olarak geçer)

 

 

SİİRT’TE BİR ALEVİ KÖYÜ: HASIRCI

 

Bizler araba tutarız bölgedeki tüm türbeleri ziyaret ederiz. Siirt’e gidip cem yaptık. Orada lokma dağıttık. İnsanlar şaşkın şaşkın baktılar. Onlar lokmanın ne olduğunu bilmiyorlardı ama etkilendiler, takdir ettiler. Orada Veysel Karani’nin bir makamı vardı, orayı ziyaret ettik. Veysel Karani Ziyareti’ne yakın bir de Alevi Köyü vardır Siirt’te: HASIRCI.

 

Ayhan Aydın’dan Şiirler

 

 

 

Yüzbin kişi gelmiş niyaz ediyor

Horasan piri İmam Rıza’yı

Kumru kuşları bülbül gibi şakıyor

Horasan piri İmam Rıza’yı

 

Dertlerimin dermanı olmuş gülüyor

Şehri gülüstanda mis gibi kokuyor

Cümler erenler delil yakıyor

Horasan piri imam Rıza’yı

 

Cümle dedeler, aşıklar dua ediyor

Gözyaşları sel sel olmuş akıyor

Meded mürvet diyenler coşuyor

Horasan piri İmam Rıza’yı

 

Derdimi dökmeye geldim

Kevserinden içmeye geldim

Nurundan kanmaya geldim

Horasan Piri İmam Rıza

 

Işığından yunmaya geldim

Özümü sana demeye geldim

Nasibimi senden almaya geldim

Horasan piri İmam Rıza

 

Türkiye’den selamla geldim

Gönlümde aşkımla geldim

Sazımla, duvazımla geldim

Horasan piri İmam Rıza

 

Barışla, kardeşlikle geldim

Dostlukla, yoldaşlıkla geldim

Kini, kibri attım da geldim

Horasan piri İmam Rıza

 

 

Deli gönül coşta git

İmam Rıza’nın şehrine

Özünü birle de git

İmam Rıza’ınn şehrine

 

Dertlerini alda da git

İmam Rıza’nın şehrine

Sular gibi akta git

İmam Rıza’nın şehrine

 

Karanlıkta olsan da git

İmam Rıza’nın şehrine

Kederlerle dolsan da git

İmam Rıza’nın şehrine

 

Zincirliysen de git

Başın dumanlıysa da git

Gönlün gümanlıysa da git

İmam Rıza’nın şehrine

 

Şifa istiyorsan git

Derman arıyorsan git

Nurlanmak istiyorsan git

İmam Rıza’nın şehrine

 

Çok coştum çok istedim

Cennet gibi Meşhed’e düştüm

Hayal kurdum düş gördüm

Cennet gibi Meşhed’e düştüm

 

Bir yol varayım dedim

Kuşlar gibi uçayım dedim

Kendimden geçeyim dedim

Cennet gibi Meşhed’e düşdüm

 

Dağına hem taşına, ovasına vardım

Ehlibeyt’in aşkına yananlara vardım

Mis gibi havasına, şifalı suyuna vardım

Cennet gibi Meşhed’e düştüm

 

Horasan’ın kalbinde sen

Gece gündüz avazında sen

Aşık dolu insanlarıyla sen

Cennet gibi Meşhed’e düştüm

 

Kara taşa nazar kılan

Toprağa bereket getiren

Cümle alemi nur dolduran

Seyyid İmam Rıza Hu

 

Bir nazarıyla su çıkaran

Çölü cennete çeviren

Yılgın gönülleri coşturan

Seyyid İmam Rıza Hu

 

Ağuları tas tas içen

İmam Ali’nin yolundan giden

İmam Hüseyin misali yılmayan

Seyyid İmam Rıza Hu

 

Alimlerin alimi olan

Seyyidlerin rehberi olan

Paslı gönülleri parlatan

Seyyid İmam Rıza Hü

 

Şerri hayırlara çeviren

Hayali ruha gıda veren

Dileyene dilediğin veren

Seyyid İmam Rıza Hü

 

Dar günlerde kılavuz olan

Gariplere yoldaş olan

Yoldaşlara kamber olan

Seyyid İmam Rıza Hü

 

Ben senin derdinden ölsem geçemem

Derdimin dermanı İmam Rıza’dır

Senin huzuruna kolay çıkamam

Derdimin dermanı İmam Rıza’dır

 

Aşıkların söyler türlü dil ile

Avaz avaz olmuş gönlüm dert ile

Yaralarım saram senin nefesin ile

Derdimin dermanı İmam Rıza’dır

 

Cihandaki tüm koçlar sana kurbandır

Akıl ermez yerin en sırlı makamdır

Deryalar dolsa boşalsa yine ummandı

Derdimin dermanı İmam Rıza’dır

 

Uykusuz gecelerimi sana terk edem

Gönlümün içinden dertlerimi sana diyem

Kana kana rahmetinden içem

Derdimin dermanı İmam Rıza’dır

 

Seni sevenler gelir Yemen’den Çin’den

Bulutlar sarhoş olmuş aşkından neşenden

Başlar secdeye gelmiş inançtan özden

Derdimin dermanı İmam Rıza’dır

 

Ne büyük mutluluk ki çocuklar koşuyor sana

Her dilden insan niyaz bent oluyor sana

Alimler tefsir ediyor akıl danışıyor sana

Derdimin dermanı İmam Rıza’dır.

Yorumlar   

 
0 #3 Hüseyin 21-11-2014 20:58
Sayın Aydın,sizi televizyonlarda n iziyorum ve çok takdir ediyorum.Bilgin ize yumuşak üslubunuza,anla tım biçiminize hayranım.Hele dünya görüşünüze ve bakışaçınıza... Keşke daha geniş kapsamlı kitlelere konferanslar verebilseniz... Son tv.10'daki anlatımlarınız mükemmeldi..Mil liyetçilik konusunda bazılarına iyi dersler verdiniz.Hele Aleviliği Kürtçülüğe ve Türkçülüğe çekmek isteyenler iyi ders almıştır.Alevil ik ideoloji üstüdür.Bir Dersimli ve edebiyet öğretmeni olarak hep sizin programlarınızı izlemeye ve kitaplarınızı okumaya devam edeceğim. İran'daki Ehl-i Haklar ve Kakailer ile ilgili bilgiler yok.Onlar ile ilgili bilgiler de olsaydı iyi olurdu..Saygıla r...
Alıntı
 
 
0 #2 cuma 25-05-2014 00:21
:-) teşekkurler. Gezilerinizi o kadar guzel anlatıyorsunuz ki insan gezmiş gibi oluyor. Ayrıca içerikleri bilgi dolu.
Beni affedin ,gittiğiniz yerlerde(balkan lar da) alevi nufusu hakkında bilgi yok veya ben goremedim.
sevgilereimle. sizi,nle tanışmak isterim. balkanlardaki gezi kitbını almak istiyorum. Makedonyadaki dergah ne oldu ? gerçek sahiplerine iade edidimi? SEVGİLER.
Alıntı
 
 
0 #1 Mehmet Daşlıçay 19-04-2014 14:10
Meşhedi ayhan abim zevkle okudum yazdıklarınız.. .Allah nasip ederse yine gideriz belkide birlikte imamzadeleri ziyarete
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Ayhan Aydın Etkinlikleri

Ekim 2019
P S Ç P C C P
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3

Üye Ol,Giriş Yap

Kimler Sitemizde

18 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi