Son Yorumlar

  • CELAL BEKTAŞ

    Hıdır Hoca 09.12.2014 20:52
    "EHLİBEYT, ON İKİ İMAMLAR ve EVLADI RESUL kavramlarını karıştırmamak gerekir" dersem inşallah haddimi ...

    Devamını oku...

     
  • Akyazılı Sultan

    melih hasan tezol 07.12.2014 18:40
    Ne diyeyim ancak bu kadar güzel olur.

    Devamını oku...

     
  • Kurucu Ahmet Sultan

    free reverse phone 03.12.2014 02:32
    Mobile number search And this Ruling itself grew to be a Precedent, and also the Actual Settler framed ...

    Devamını oku...

     
  • İRAN GEZİSİ

    Hüseyin 21.11.2014 20:58
    Sayın Aydın,sizi televizyonlarda n iziyorum ve çok takdir ediyorum.Bilgin ize yumuşak üslubunuza,anla ...

    Devamını oku...

     
  • NAİLİ BORATAV

    Zerrin Boratav 10.10.2014 09:32
    Pertev Amca ve Hayrünnisa Yengemiz ile yaptığınız bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

    Devamını oku...

KEMAL AKGÜN

ERENLER KATARI – AYHAN AYDIN

KEMAL AKGÜN İLE SÖYLEŞİ

AKADEMİSYEN

10 04 2019

A.A: Sevgili dostlar merhaba, hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. Yeni bir programda daha sizlerle birlikte olmanın mutluluğu nu yaşıyorum. Teknik masada kamera arkasında olan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. Can TV’nin cana can olan izleyicileri, emektarları, sevgi, dostluk, barış ve kardeşlik idealleriyle yayıncılığımızı sürdürüyoruz. Evet, dostlar, Erenler Katarı, dedelerimizin, babalarımızın, ozanlarımızın ve bu yolu bize getiren bilge insanlarımızın izini sürüyor. Sevgili dostlar, bugün de çok değerli bir konuğumuz var. Akademisyen aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarında hizmet yürütmüş, araştırmacı kimliği olan, kendisi her ne kadar mütevazılık yapmış olsa da uzun yıllar boyunca da söyleşiler yaparak dedelerin bilgilerini derleyip toparlamış ve bunlardan da gerçekten merak ettiğimiz şimdiden bir eser hazırlığı içerisinde olan gül yüzlü bir üstadımız, hocamız Kemal Akgün. Hoş geldiniz programımıza efendim.

K.A: Hoş bulduk.

A.A: Nasılsınız hocam?

K.A: İyiyim, sizleri gördüm daha da iyi oldum.

A.A:  Evet, ayağınızın tozuyla tabiri tam gerçekçi oldu. İtalya’da yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Tabi Türkiye’yle içli dışlısınız ama en azından uzun aylar oradasınız.

K.A: Doğru.

A.A: Dün akşam geldiniz, programımıza konuk oldunuz. Değerli üstadım, hocam. Siz zaman konusunda bize ders veren bir insansınız.

K.A:Estağfurullah.

A.A: Estağfurullah ama gerçekten zaman nakittir kavramından dolayı değil, zamanın da dünyadaki her şeyin de kullanımında hem yaşamı hem ir başka insanı düşünmemiz gerektiğini vurguluyorsunuz. Daha önceki birçok söyleşimizde, sohbetimizde bu güzel, erdemli görüşlerinizden yararlandık. Biz de zamanımızı daha verimli değerlendirelim ki sizden daha fazla istifade edelim bu. 45 dakikalık program içerisinde Aleviliğe gireceğiz, Alevilik nedir, Aleviliğin tabii ki birçok boyutu var. Bâtıni yorum, tasavvufi yorum dediğimiz yorumları var, bu konulara gireceğiz. Teknoloji sizin olmazsa olmazınız, temel uzmanlık alanınız. Aleviler ve teknoloji konusuna gireceğiz,  gençlere gireceğiz, gençler çok çok önemli. Geleceğin dünyasını bugünden kuracaksak bazı şeylerde de planlı, programlı olmak zorundayız. Alevi toplumu yüzyılların birikimini bu güne kadar çok güzel getirmiş olsalar da son on yılda kendilerinin de ön görmediği şeyler oldu. Kentleşme, kent ortamında, şehir ortamında Alevilerin de durumları, örgütlenmede yaşadıkları bazı problemleri de tartışmaya çalışacağız. Evet, sevgili dostlar, gerçekten de değerli hocamızı çok seviyorum, sayı duyuyorum. Çünkü engin yürekli bir insan, kendisi kültürümüzden, özümüzden de gelen bir insan. Tahtacı kültüründen beslenmiş bir isim hatta ataları hani tabiri caizse biz ona da gireceğiz Aleviler ve milliyetçilik kavramı, milliyetçilik kavramı bizde yok. Irklar üstü diyoruz ya hani hoşgörünün, hümanizmanın mayalandığı topraklarda yaşayan toplumuz. Fakat Aygünoğulları’ndan geliyor kendi soyu. Anadolu’nun, köklü uygarlıklar, medeniyetler yatağı Anadolu’nun da önemli bir tarihi dönüm noktası. Dolayısıyla bütün bu birikimlerden bize neler süzülecek, özellikle gençlerimize biraz daha fazla hitap edelim diyoruz. Değerli hocam siz Aleviliği nasıl tanımlıyorsunuz, nedir Alevilik? Böyle başlayayım.

K.A: Şimdi, ben de çeşitli yerlerde, bu sosyal ağlarda olsun, bazı sohbetlerde olsun, Alevilik ile ilgili çok değişik tanımlar görüyorum. Bir kere kelimelere çok fazla takılmamak gerektiğini baştan söyleyeyim. Buna rağmen Alevilik kelimesini tekrar yeniden tarif etmek istiyorum. Çünkü Alevi kelimesi tamamen Arapça bir kelime. Belki bunun ayrıntılarını yazılı olarak söylemek daha kolay ama gündelik dilde daha kolay anlaşılsın diye söylüyorum. Batı dillerinde Kemalist, Marksist gibi eklerle yapılan şeyi Türkçede işte Kemalci, Marksçı, Leninci gibi kelimelerin sonuna eklediğimiz şeyi Arapçada sonuna –i ya da son harfi sesli harfse –vi eklenerek yapılan bir şey. Alevi kelimesi Ali taraftarı demek. Daha sonra Ali taraftarı, bu kelime anlamı olarak böyle, daha sonra bu Ali taraftarı Hz. Ali’yi destekleyen çeşitli kesimler tarafından kullanılmış. Ama orada bizin yaptığımız ciddi hatalardan bir tanesi Alevi olan bir tek biziz, bu kelime sadece bizim tarafımızdan kullanılır ve en doğrusunu biz biliriz anlayışı o kadar yaygın ki dünyada kendisine Alevi diyen başkaları olduğunun bazen farkında bile olmuyoruz. Aslında bu benimde sonradan farkettiğim bir şey oldu. Uluslararası bir toplantıda Hintlilerle konuşurken bir konu açıldı. Bizim orada da Aleviler var dediler. Ben Hindistan’da, Afganistan’da Aleviler olduğunu o güne kadar fark etmemiştim. Sonra araştırdım. Fatımi devleti diye bildiğimiz ya da Hasan Sabbah diye bildiğimiz, yani herkesin kolaylıkla aklına gelebilecek olan tanımlardan İsmaili diye bildiğimiz bir kesim var. Karmatiler, İsmaililer diye bildiğimiz Fatımiler diye bildiğimiz, bunlar kendilerine Alevi diyorlar. Ve Hindistan taraflarında, Afganistan taraflarında yaşayan taraftarları da kendilerini Alevi olarak tanımlıyorlar. Bunun dışında kendimizi hep ayrı olarak gösterdiğimiz Şiiler farklıdır, Aleviler farklıdır, biz onlardan değiliz gibi tanımlar koymaya çalıştığımız işte Nusayriler olsun dünyada Alevi olarak bilinirler, işte buna benzeyen Dürziler, yine İsmaililerin devamı olan Dürziler de Alevidir. Ama biz alevi dendiğinde Anadolu Aleviliği diye tarif etmemiz gereken bir kesimiz ve “biz Aleviyiz ve bizden başka Alevi yoktur” diye tarif eden bir yanlışlık içerisindeyiz. Bir geriye dönersem Alevi Ali taraftarı demek. Buradan devam edebilirim. Bunun dışında yapılan o diğer tanımları çok fazla ciddiye almıyorum, dikkate almıyorum. Her inanç bir başka inançtan etkilenmiştir. Etkilenmiş olmak çok da kötü bir şey değil çünkü insanlık birikimlerini böyle oluşturuyor. Bunu bir kenara koyuyorum. Eğer Anadolu Aleviliği diye biraz daraltarak, yani bizim Türkiye’de Alevilik dediğimizde ilk akla gelen ya da Balkanlar’da, Türkiye’de yakın coğrafyada tarif ettiğimiz Alevilikten bahsederken şunu çok dikkate almak gerekiyor. Bir kere Sünnilikte de geçerli, bütün inançlarda da geçerli olan bir tanımdan bahsedeceğim ama Sünniler bunu biraz daha iyi tarif etmişler. İnancı dikkate alırken üç tane yaklaşım var. Genel olarak üçe ayırıyorlar, dörde ayıran da var ama üç bana daha doğru geliyor. Bir tanesi Kuran-ı Kerim kutsal kitap, Hz. Muhammed’in söylediği sözler hadisler ve onun yakın çevresindeki insanların yaptığı davranışlar. Sadece bunlarla sınırlıyız diyen bir kesim var. Bunlara bazen nakilci deniliyor, bazen de selefi deniliyor. Bunların dışında yani Kuran’da hadiste yoksa, Hz. Muhammed’in yakın çevresindeki insanlar tarafından böyle bir yorum yapılmamışsa başka yeni bir yorum yapılmaz deyip kestirip atan bir kesim var. Bu birinci kesim. İkinci bir kesim daha var. Bunlar Kelamcılar diye bildiğimiz, zamana göre, coğrafyaya göre, topluma göre, yeni çıkan problemlere göre asıl amacı, asıl yorumu kaybetmeden yeni yorumlar geliştirebiliriz, yeni tarifler yapabiliriz, yeni çözümler geliştirebiliriz, aklımızı kullanmamız gerekir diyen bir kesim var. Bunlar da Kelamcılar. Aslında bugün dört Sünni mezhebin hepsi de Kelamcı kesimden gelmektedir. Başlangıçları öyle ama bu dünyada onların da kendilerine daha yakın hissettikleri için, kolaylarına geldiği için çünkü akıl kullanmak biraz zorlayıcı bir şey, onun yerine onlar da ya hu bu Kuran’da var mı, hadislerde var mı sorusunu sormaya başlayınca onlar da artık Selefiliğe doğru gitmiş durumdalar. Üçüncü bir kesim daha var. Bunlar da diyor ki tamam, Kuran’a da bakalım, hadislere de bakalım, o dönemlerde yapılanlara da bakalım ama aklımızı da kullanalım. Başka bir şey daha var, insanı ayıran çok önemli biri özellik var. Sezgilerimiz, bilgi birikimimiz, işte ilham dediğimiz, vicdan dediğimiz başka bir şey daha var, iç sesimiz var. Bu da tasavvufi, batıni, ezoterik dediğimiz yorum. Bunlar diyorlar ki diğerlerini de dikkate alalım ama biz de, bize de vahiy gelebilir. Bir bilim adamına, bir aydına, bir veliye, bir peygambere vahiy gelir. Vahiy dediğimiz şey zaten geriye dönersek, Alevilikte biz Selefilerden farklı olarak insanın dışında bir tanrıyı düşünmediğimiz için onun bizimle birlikte olması, kutsal ayetlerde sık sık söylenen bir şey vardır. Tanrı insanın ağzından konuşur, insanın gözünden görür, insanın kulağından durur. Böyle olduğu için de biz de kendi iç sesimizle bunları söyleyebiliriz, bir şeyler keşfedebiliriz ve geliştirebiliriz diyen bir kesim var. Bu da tasavvufi görüş. Bunu başka bir şeyle bağlayacağım. Ben üniversitede yönetim-bilişim sistemleriyle ilgili ders anlatırken Amerika’da kullanılan kitapları kullanıyordum. Kitaplardan bir tanesinde bilgiyi, yapay zeka, bilgi toplanması ile ilgili konuları okurken, bilgiyi sınırlandırmada buna benzer bir sınıflandırmanın aynısını gördüm. Çok benzer bir şekilde, bu da demek ki işin içinde bilgi olduğu zaman hep aynı şeyi, bir şeyi öğrenmek istediğiniz zaman ilk yapacağınız şey inanmak. İnanmak deyince ilk aklınıza gelen şey bir inanç, dine inanmak olarak aklınıza gelmesin. Okula gidiyorsunuz, bir öğretmen karşınıza geçiyor, bir şeyler anlatıyor. İlk yaptığınız şey öğretmenin söylediği her şey doğrudur. Ona inanıyorsunuz ve bilgiyi öyle ediniyorsunuz. İkinci aşama bu söylenenler doğru mu diye yorumlamaya başlıyorsunuz. Aklınızı kullanarak, bunun üzerinde yorumlar yaparak, sorgulayarak, bu bilgiyi kendinize mal ediyorsunuz. Üçüncü aşama deneyerek, deneyimleyerek bu bilginin doğruluğunu bir kere daha garanti etmeye çalışıyorsunuz. Dördüncü aşama, artık bu bilgi size ait bir bilgi ve sizin bilgelik bilginiz. Yani söylediğiniz zaman o kişi bu bilgiyi bilir. Çünkü o bilgiyi aldı yorumladı, denedi ve şimdi artık o ona ait bir bilgi haline geldi, dönüştü diyoruz. Bu aslında bilim dünyasıyla batıni, tasavvufi, ezoterik dediğimiz kesim arasındaki yaklaşımın birbirine paralel olduğunu gösteriyor. Bu bizim için büyük bir avantaj. Böyle bir gelenekten geliyoruz. Bütün bunlara rağmen kötü olan bir şeyimiz var. Her ne kadar Anadolu Aleviliği tasavvufi yaklaşım, böyle bir şeyi bize, böyle bir tecrübeyi bize getirse de böyle bir geleneğimiz olsa da biz de işin kolayına kaçıp bazen ya işte şu kişi ne demiş, nasıl yapmış, bu kitapta nasıl geçiyor gibi cümleleri biz de kullanıp bazen Selefi Alevilik yaptığımız sık sık oluyor. Bayağı da yaygın olduğunu söyleyebilirim. Buyurun çok uzun konuştum.

A.A:Güzel oldu, güzeldi, çok güzeldi. Yüreğiniz var olsun bilgileriniz daim olsun, biz de yararlanalım. İşte tam da burada batın zahir, yani iç tasavvufi bir yorum, dış görünüm, zahiri görünüm. Erenler var, ozanlar var, bilgeler var. Yani Alevi-Bektaşi yolu yüzyıllar boyunca bir öğreti olarak gelmiş. Ve dünyaya İslam içerisinde de yaşama farklı bir bakışı var. Bu farklı bakışı inanç boyutuyla da farklı olmasından kaynaklanıyor sanırım. Ama nedir batınilik-zahirilik, bu açıdan, bu çerçeveden bakalım biraz da.

K.A: Şimdi insanın dünyadaki amacı nedir diye baktığımızda söylenilenlerden bir tanesi, Hakkı Baba’yı anarak söyleyeyim ondan aldığım bir bilgi olduğu için. Kutsal ayetlerden bir tanesinde, kutsal ayetin de ne olduğunu açıklamakta fayda var her halde. Bu da Kuranla yazılan ayetler gibi bir vahiy. Allah adına, Hz. Muhammed tarafından söylenmiş ama Kuran’a yazılmamış, onun dışında bunları hadislerden ayırmak için bunlara kutsal hadisler deniliyor. Bunlardan bir tanesinde aşağı yukarı şöyle bir cümle geçiyor. Hiçbir şey yok idi bilinmek istedim, sevilmek istedim, şahit istedim, diyor. Ondan sonrası da bir kalp gibi atan, evrendeki sonsuz parçaya ayırdı ve evrendeki tüm varlıkları yarattı. Biz buna bütün alem diyoruz. Yani varlıkların tamamını, alemin tamamını tanrı olarak gören bir anlayış var. Şimdi bu anlayışın devamına gittiğiniz zaman size şöyle bir şey yükleniyor. Siz kendinizi geliştirmekle yükümlüsünüz. Bir noktadan başlıyor, fizik bilimi de şöyle söyler, evren genişliyor. Evrenin genişleme hızına bakarak geriye doğru bir hesap yapıyorlar ve bu genişleme geriye doğru hesapladığımızda nereye kadar daralır. Çünkü genişlemenin diğer tarafı geriye doğru aldığında daralma. Sonunda büyük patlama iddiası var. Şu anda fiziğin keşfettiği ve her kesiminde özellikle şimdilik kabul ettiği teorilerden bir tanesi aslında evrende her şey küçücük bir maddeyken o genişleyerek bugün evren oluştu. Bir gün sonra yeniden içine çökecek ve yine o maddeye dönüşecek, diyor. Bunu şöyle de görmek mümkün. Başka bir dedemiz, Musa Küçük dedemiz, adlarını da anmak istiyorum söyleyenlerin, diyor ki “bir elma çekirdeği aslında bir elma ağacını ve binlerce elmayı ve on binlerce elma çekirdeğini içinde taşır, özünde taşır” diyor. “Yani her şey önce küçücük bir parça, genişleyerek çok sayıda şey oluşturuyor ve sonunda yeniden aynı şeye dönüşüyor. Bu defalarca tekrarlanan bir şey” diyor. Bir de şöyle bir şey var. Bu Hint felsefesinde de olan, batıdaki fizikçilerinde çok üzerinde durduğu bir şey. Acaba hep bir küçük madde haline gelir sonra genişleyip içine çöküp tekrar aynı yere gelen ve defalarca tekrarlayan bir şey var. Ve tanrı da her seferinde bir sonraki adımı garanti etmeye mi çalışıyor, diye bir şey var, teori var. Bu da tabii bu konuda en önemli şeylerden birisi şu. Söylediğimiz hiçbir şey mutlak değil. Çünkü zaten her şeyi bilmek durumunda değiliz. Ama önemli şeylerden birisi şu yeni fikirler geliştirerek anlamaya çalışma çabası. Şimdi Aleviliğin tasavvufi batıni tarafı şu. Biz anlamaya çalışma, kendimizi geliştirme, bizden daha iyi bilenlerden öğrenme ve öğrendiğimiz şeyler üzerine yeni şeyler koyma konusunda bir şansınız var. Çünkü buna açığız. Buna açık olduğumuz, hepimizin böyle yaptığı anlamına gelmiyor. Bir de şu var, herkes aynı seviyede olmak zorunda değil. Her ne kadar dört kapı dediğimiz, şeriat kapısında olduğunu düşündüğümüz Aleviler olsun, Sünniler olsun, o tür insanların şöyle bir iddiaları var. Diğer insanları da kendilerine benzetmeye çalışmak diye bir şeyleri vardır ama bu batıni ezoterik yaklaşımda şöyle bir şey yok. Bütün insanlar benim gibi olsun, benim gibi düşünsünler, aynı şeyleri yapalım gibi bir yaklaşım doğru değil. İkinci, üçüncü, dördüncü kapılara, yani tarikat kapısına, marifet kapısına, hakikat kapısına doğru gittikçe diğerleri de benim gibi olsun konusunda bir zorlama yok. Yani biz diğerlerini de asimile edelim, onlar da bizim gibi olun diye bir yaklaşım yok.  Şöyle bir şey var, herkes kendisini geliştirsin, bilen birisinden öğrensin, bilenler de merak edenlere anlatsınlar diye. Bu batıniliğin şöyle bir, Aleviliğin bir farklılığı var. Bilgiye ihtiyacı olan zaten araştırım bulur, zorlar. Öbür taraftan da bilen kişiler de sadece merak eden ve isteyen, talep edenlere bilgiyi verirler. 

A.A: “Ara, bul” diyor Hacı Bektaş.

K.A: Evet. Talep edersin, ulaşırsın. Şeyh Bedrettin de söylüyor. “Sen de ara sen de bulabilirsin” diyor. Bu çok sayıda örneği olan bir şey. O vahiy konusu son zamanlarda okuduğumda benim de çok ilginç bulduğum bir şey. Üç ayrı kaynakta, üç kere karşıma çıkınca. Bir, batılı bir yazar şöyle bir şey söylüyor. İnsanın kendi sezgileriyle, iç sesiyle konuşması dediğimiz, kafasında bir ışık yanması dediğimiz şeyi vahiy olarak adlandırıyor. Ve sanatçıların da, bilim adamlarının da vahiy gördüklerini iddia ediyor. Buna paralel iki şey söyleyeceğim. Bir tanesi mesnevi. Mevlana Mesnevi’nin giriş kısmında bu Kuranla eşdeğerdir, çünkü bu da benim içime doğan bir şeydir, Kuranla aynı şeydir diye önsözünde yazıyor zaten. İbn-i Arabi de yazdığı kitaplardan bir tanesinde “bunları ben yazmadım, içime doğdu ben bunları aktarıyorum sadece, başka bir görevim yoktur” diyor. Öyle olduğu için, tanrı bir tek bir kutsal kitap gönderdi ve o değişmez, her şeyi açıklar, her şey orada vardır, yeni bir şey yapmanıza gerek yoktur gibi bir yaklaşım yok. Şimdi belki dağınık anlatıyor olabilirim. Buradaki şey şu. Herkes kendisini geliştirmekle yükümlü. Bilenler de diğerlerine anlatmakla yükümlü. Fakat bu yükümlülük kimseyi zorlamak anlamına gelmiyor. İhtiyacı olanın bilginin peşine düşmesi lazım. Ve arayana bilgi verilir.

A.A: Evet. Hocam beni anladığım da şu. Kavramsal olarak şu geldi. Yani çekirdek var, elma çekirdeği. O çekirdeğin içinde ağaç var. Ağacın içinde aynı şekilde yüzlerce elma var, onların çekirdekleri var, binlerce çekirdek var. Fakat hiç birisi kopya değil. Her birisi yeniden kendini var ediyor ama birbirinin kopyası olarak değil o yaşam döngüsü devam ederken kendisi var oluyor.

K.A: Evet, bu.

A.A:Bir de dediniz işte hiç kimseyi zorlamıyor. Gelme gelme, dönme dönme. Alevi-Bektaşi felsefesinde bu da var. İsteyen geliyor, isteyen buluyor. Hacı Bektaş dedik, ara bul dedi. Ama aynı zamanda arama uzakta vardır yakını da diyoruz. Her şey mevcut.

K.A: Her ne ararsan kendinde ara. Çok açık açık söylenmiş zaten.

A.A: Peki, böyle bir varlık, ontoloji mi diyorlar, yani evrem bilim, kainat, yaşam. Bu dünyaya bir bakış açısı olan bir felsefenin Alevilik-Bektaşilik. Ve devlet var onun karşısında, değil mi? Yönetenler var, sistem var. Alevilerin devletle mücadelesi daha doğrusu tarihi, geçmişi ve bugünü nasıldı, nasıl olabilir? Devlet ve Aleviler.

K.A: Devlet ile ilgili uzun uzadıya bir sürü şey söylenebilir ama basit olarak ben daha pratik, yaşadığımız şeylerle ilgili olarak bir şey söylemek istiyorum, orayla sınırlı tutmak istiyorum. Biz bulunduğumuz her ülkede, çünkü Aleviler sadece Türkiye’de değil dünyanın çeşitli ülkelerinde varlar. Biz asıl olarak, felsefemize uygun olarakşunu istememiz lazım. Devletin bir dini olmasın, devlet bütün inançlara eşit mesafede yaklaşsın, hiçbir inanç diğer inancı tarif etmesi ya da üzerinde baskı kurmasın diye genel bir bilgiyi paylaşarak bu bilgi çerçevesinde bizim devletle ilişki kurmamız ve onun kurumlarının içinde yer almamız gerekiyor. Yani devlet bizim dışımızda bir şey değil. Biz kendimizi Aleviler ve devlet diye iki ayrı şey olarak görmememiz gerekiyor. Biz de o devletin parçasıyız, hem onun, devletin kurallarının oluşturulmasında hem de kaynakların paylaşılmasında üzerimize düşen hem görevlerimizi yapmamız lazım hem de hakkımız olanı istememiz lazım. Bu konuda en ufak bir şekilde dışlamak, yok saymak gibi şeyler yapmamamız lazım. Yapıyoruz, o yüzden söylüyorum, yanlış bir şey.

A.A: Peki, sevgili hocam. Milliyetçilik kavramı var. Alevilik ve milliyetçilik konusunda ne dersiniz?

K.A: Şöyle bir şey söyleyeyim, bir kere Alevilik bir inanç diyelim. İnanç, düşünme biçimi, yaşam biçimi olarak görmek lazım. Ve bu tür kavramları açıklarken ben modern matematikte, bazen hep modern matematik okuduğunuz zaman fark etmişizdir. Hep kümelerden bahsedilir. Bir yuvarlak çizilir, burası Aleviler grubu. Bir yuvarlak daha çizersiniz milletler grubu. Burada Türkler, Araplar, işte Slavlar,Kürtler ve diğer milletleri çizersiniz. Sonra da bunları yan yana getirirsiniz. Hem Alevi hem Türk olanlar dediğinizde ikisinin birleşim noktası vardır. İşte hem Alevi, hem Arap olanlar dediğinizde başka bir birleşim noktası vardır. Şunu söylemek mümkün değil. Zaten anlamsız bir şey. Biraz önce de söyledim. Hindistan’daki, Kuzey Afrika’daki Orta Asya’daki, Azerbaycan’daki, Balkanlar’daki insanlardan da gördüğümüzde, bütün Aleviler Türk’tür, bütün Aleviler Kürt’tür, bütün Aleviler Arap’tır ya da İranlıdır gibi bir cümle kullanmanın aslında bir anlamı yok. Bu birincisi. İkincisi gereği de yok. Biz şu hatayı çok yapıyoruz.  Aleviler Türk’tür ve Aleviler Türk olunca da işte milliyetçi Aleviler. Milliyetçi Alevilerdediğiniz zaman siz artık kendinizi Alevilerden ayırt ediyorsunuz. Ayrı bir grup haline dönüşüyorsunuz. Her insanın birden fazla kimliği olabilir. Diyebilirsiniz ki ben Türküm, bu milliyetçilikle ilgili bir şey değil, etnik kökenle ilgili bir şey. İnanç olarak Sünni olursunuz, Yahudi olursunuz, başka bir şey, işte Hristiyan olursunuz, Alevi olursunuz, bu da başka bir şey. Yani ikisini karıştırmamak gerekiyor. Biz Alevilerle bir araya geldiğimizle milliyetçi yanımızı bir kenara bırakmamız gerekiyor. Çünkü Türklüğü öne çıkardığınızda Türk olmayanları rahatsız edersiniz. Kürtlüğü öne çıkardığınızda Kürt olmayanları rahatsız edersiniz gibi böyle örnekler çok var. Yakın zamanda bir tane yurt dışında yayınlanan bir kitapta görmüştüm. Alevilerin özellikle son otuz-kırk yıllık bir dönemde yavaş yavaş başlayıp son zamanlarda görülür hale gelmesi iki kesimi çok rahatsız etti, diye bahsediyordu. Bunlardan bir tanesi Kürt milliyetçileri. Çünkü onlar Kürtler diye yeni bir millet oluşturmaya çalışırlarken birden bire bunların bir kısmının aslında onların tarif ettikleri sınırların dışında olduğunu, Aleviler diye bir şey olduğunu ve bunların da milliyetçilik, tarif ettikleri şeye girmediklerini fark edince bir sürü şey yazmaya başladılar ama çoğu anlamsız bana göre. Yani işte Ali evi gibi, işte başka benzer kelimelerden türetmeye çalışmak gibi ve zorlama şeyler yapmaya başladılar. Başkası da bu sefer Türk devleti de başka bir kaygıya kapıldı. Yani bütün Türkler Müslüman, Müslüman deyince de Sünniliği anladıkları için, ya bunun dışında bir şey olamaz, hepimiz biriz. İnanç, eğer bir ibadet etmek gerekiyorsa camiye gelin. Siz de farklı değilsiniz falan gibi aynı sepetin içine koymaya çalıştılar. Bu bir sürü yerde geçerli oldu. Yani ikisini bir birinden ayrı tutmak gerekiyor. Bu bütün milliyetçilikler için geçerli, burada hepsini sıradan saymama gerek yok. Kürtler için de geçerli, Türkler içinde geçerli, Slavlar içinde, hepsi için geçerli. Alevi iseniz bu sizin kimliğinizden bir tanesidir, diğeriyle bütünleştirmeniz ve eşitlemeniz anlamsız.

A.A: Bektaşilik de aynı çünkü Arnavut Bektaşiler var, Türk Bektaşiler var. Bektaşilik bir inançsa bütünleşmesi lazım. Orada da bir ayrım çıkıyor ortaya. Peki, hocam. Şimdi, şehirleşme. 550-60 yıldır, 70 yıldırhatta artık, Aleviler kentlerde yaşıyor. İşte kentlere hazırlıksız yakalandı, kendi ortamına uydu uymadı, bir sürü sosyolojik görüşler var. Eserler de var, bir sürü yazıldı, çizildi, tezle de var. Bu konudaki fikrinizi merak ediyorum. Gerçekten gösterildiği gibi paradokslar bütünü mü? Yanimahalle baskısı, cami var, ezan var, devlet baskısı var, Sünnilik var. Bunlar zaten olan şeyler. Yani köyde yoktu bunlar, kente gelince Aleviler bunlarla karşı karşıya geldi, dendi. Peki, yani onun dışında işte okudu, okuldan etkilendi, şundan etkilendi. Zaten kente gelince etkileşim olmak zorunda. Yani geleneksel yapıyı burada var etmesi çok zordu. Ama soru şu. Gerçekten tümüyle geleneksel yapıyı terk etti mi, kent ortamına ne kadar uydu, ne kadar uyamadı, buradaki sıkıntısı neydi Alevilerin? Kentteki Aleviler nasıl bir yol izledi ve izliyorlar?

K.A: Şimdi bu sadece bizim başımıza gelen bir şey değil. Herkesin ilk aklına gelen şey, bir diliniz varsa dili korumanız gerekiyor. Ben bazen kişisel olarak, yani açıklayıcı olabileceği için söylemek istiyorum, iki tane anekdottan bahsetmek istiyorum. Bir tanesi şu, İngilizler Hindistan’ı sömürgeleştirdikten sonra, İngilizce ortak bir dil haline geldikten sonra, Hintliler ortak bir millet olma bilincine kavuştular. O güne kadar tahmin ediyorum 400 tane civarında dil olduğu için, birbirlerini anlamadıkları için, hiçbir zaman ortak bir millet olduklarını fark etmemişler. Bir gün, Bahamalar’a gittik. Bahamalar’a gittiğimiz zaman bir tane Amerikalı eski bir yönetici oradaydı ve tesadüfen bize şöyle bir şey anlattı. Burası eskiden beri sömürge olan bir yerdi. Bundan bir 8-10 yıl önce bir bağımsızlıklarını ilan ettiler ve bağımsız bir devlet olduklarına çok sevindiler. Fakat sonra fark ettiler ki, toplam ülkenin nüfusu 280000 ve burada yasaları yapmak, valiler, kaymakamlar, kuralları uygulamak, evlere ne olacak, internet suçları ne olacak, askerlik ne olacak, yasalar falan. Yasalar yapmaya bile yetmez bu nüfus. Bunu fark ettikten sonra, ilk yaptıkları şey İngiltere’ye başvurup biz sizden bir şey istiyoruz, burası İngiliz Uluslar Topluluğu’na bağlı olsun. Devlet başkanımız İngiliz kraliçesi olsun, tek bir yasa maddesi geçerli, İngiliz yasaları geçerlidir, diye böyle bir kural koyuyorlar. Etiyopya’ya gittiğimizde, benim kızım Etiyopyalı, ülkede 81 dil ve 220 lehçe var. Ve insanlar birbirlerini anlamakta zorlanıyorlar. Başka bir ülke, Kamerunlu bir arkadaşım vardı. Şöyle bir şey anlattı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışıyor Kamerun’da. 300 civarında dil olduğunu tahmin ediyoruz ülkede, dedi. Ve eğer dedi, gittiğimiz bir bölgede İngilizce veya Fransızca bilen birisini bulamazsak kendi vatandaşlarımızla anlaşamıyoruz. Bunu şunun için söylüyorum. Her ne kadar biz kendi dilimizi, kendi inancımızı, kendi geleneğimizi korumak konusunda çok ısrarlı da olsak iletişimin artması, teknolojinin gelişmesi, yeni yaşam biçimleri buna izin vermiyor. Yani tutuculuk kendisini yenilemek zorunda, başka çaresi yok. Yani Etiyopya biz bu dillerin hepsiyle birlikte devam edeceğiz diyemez, Kamerun da bunu diyemiyor zaten bir şansları olmuyor. Bu bırakın Türkiye’deki bu alt milliyetleri, Türkçe bile çok etkili bir dil olmaktan çıkar hale geldi ki dünyanın en çok konuşulan dillerinden biri olmasına rağmen. Böyle bir gelişme var bu dillerle ilgili verdiğim bir örnek bu. İnançlarla ilgili, şehre taşınmayla ilgili şey şu. Alevilik gerçekten daha küçük topluluklarda nasıl yaşanacağı konusunda çözümler geliştirmiş bir inançtı. Ama şehre gelince bunlar zorlandı. Fakat şöyle bir şansımız var. Aleviliğin dışında daha önce şehir hayatıyla birlikte olan çok sayıda bizim dışımızda da batıni ezoterik topluluklar var. Ve onlar şehirlerde nasıl yaşanacağı konusunda modeller geliştirmiş durumdalar. Öğrenmemin en önemli yollarından bir tanesi önce taklit etmektir. Onlar ne yapıyorlar bakıp onları taklit ederek aynı şeyleri yapıp sonra üzerine bir şeyler koyup kendimize özgü hale getirmek konusunda çaba harcamamız gerekiyor. Yani bizim eskiden yaptığımız, biz böyle ibadet ederdik, böyle otururduk, böyle örgütlenirdik diye anlatmanın bir alemi yok. Çünkü bunları anlatıyoruz, anlatıyoruz ama çoluk çocuk bakıyor, bu bana uymaz diyor ve gelmiyorlar. Zaten siz de söylediniz, genç nesil ilgilenmiyor. İki nedenle. Bir, şehir hayatına uygun olarak ibadetlerin organize edilmemesi, bir. İkinci bir şey daha var, o da şu. Biraz önce bahsettiğim şeylerin içinde vardı. Biz de selefiler gibi belli kalıpların içerisinde oturmuş bir inanç oluşturmaya çalışıyoruz. Yani bir kitabımız olsun, her şey orada yazılı olsun, hepimiz de ona uyalım. Halbuki bizim bütün şeyimiz şu, iç sesini, sezgilerini kullan diyoruz insanlara. Bu da şu anlama geliyor, her insan farklı düşünebilir. Her topluluk farklı düşünebilir, her Alevi topluluğu da farklı bir şekilde ibadet edebilir, farklı şeyleri savunabilir. Böyle bir inancın içinden geliyoruz. Ama bunu yapanlara da “sen nasıl farklı yaparsın” gibi hemen selefiliğe geri dönüyoruz.

A.A: Tek tip cem, cemevlerinin tümünün tektipleşmesi, oradaki görevli hoca dediğimiz ki Alevi inanç görevlisi diyelim, hoca lafına da itiraz edenler var haklı olarak, dedelerimiz, tek tip dede tipi, vaaz verme, konuşmalar, standart dualar, yani dede o anda içinden nasıl geliyorsa öyle dua versin. Bütün duaların benzeşmesi olamaz. Sadece üç-beş tane semahımız yok, üç-beş tane nefesimiz yok. Yani bir yandan geleneği yaşatamıyoruz diyoruz, bir yandan da Aleviliğin bu günkü koşullarda var olmasını tektipleşmede buluyoruz. Ve bunu da Aleviler yapıyor, kimse buna o kadar da zorlamıyor. Tabiiki dış faktörler var, devlet baskısı var, diyanet var, Sünni İslam inancı var. Var ama her şeyi bunlara mahkum etmeyelim. Biraz da kendimize bakalım. Neden bu kadar özeleştiri yapamıyoruz, bu kadar eleştiriye tahammül edemeyen bir toplum olduk? Yazar bensem de işte, dernek başkanı, dede hiçbir eleştiri kabul etmiyor, hemen öfkeleniyor, hemen karşısındakini düşman biliyor. Neden böyle bir toplum olduk?

K.A: Bu, düşünmek her zaman zor bir şey. Tabii aydınlanmadan bahsettikleri zaman bir tarif yapıyorlar. Aydınlanma, bir şeyi tarif ederken hep tersinden tarif ederiz, bir aydınlanma var, bir aydınlanma olmaya var. Eğer insanlar, birileri benim yerime düşünsünler, yapsınlar, ben de onları destekleyeyim diye bakıyorlarsa bu toplumda aydınlanma olmuyor. Eğer birileri de toplumları böyle yönetmeye kalktıklarında da yine aynı şey toplumda aydınlanma olmuyor. Aydınlanmanın olabilmesi için toplum içinde olabildiğince çok insanın düşünebilme yeteneğini kullanması gerekiyor. Yeni fikirler geliştirme, düşünme, fikirlerini açıklama, uygulama konusunda çaba sarf etmesi gerekiyor. Biz şuanda aydınlanmayıtemsil eden bir kesim olduğumuzu iddia ediyoruz ama biz de şu anda aydınlanmanın tersine dönmüş olan bir topluluğa dönüşüyoruz. Ama devam edebilmemiz için herkesin fikirlerini söyleyebildiği, yeni düşüncelerin ortaya çıktığı, biçimlere dönüşmemiz gerekiyor çünkü bir süre sonra bakacaklar ki böyle olmuyor. Böyle devam edilemiyor. Zaten yavaş yavaş zorlanmaya başlıyoruz. Demin de söylediğimiz şey bunlardan bir tanesi. Zorlanıyor toplum. Gençler gelmiyor diyoruz, her kurulan dernek diğeriyle kavga ediyor diyoruz, her Alevi en iyisini ben bilirim sen bilmezsin. Halbuki zaten diyoruz ya madem iç sesimizi dinliyoruz, madem tanrı adına konuşuyoruz, o zaman farklı şeyler söylememiz, geliştirmemiz çok doğal.

A.A: Evet, teknik masadan arkadaşlar Ayhan Aydın’ı uyardı. Ne güzel son viraja, son dönemece doğru gidiyorsunuz hocam dediler. Son on dakikamız. Değerli hocam, siz uzmanlık alanınız olan iletişim ve Aleviler konusunda çok güzel fikirler belirttiniz, yazdınız, konuştunuz. Daha önce de söyleşi yapmıştık. Şimdi, internet olmazsa olmazımız. Hergün çok ürpererek okuyoruz. İşte isim vermek gerekmez.  Çeşitli oyunların etkisinde kalan gençlerin bunalıma düştüğü hatta daha can yakıcı hadiselerle karşı karşıya kaldığımız durumlar oluyor. Tabii bu vaka, dünyada internette zaman geçirme bakımından Türkler de hala ön sıralarda, internet kullanımı da çok fazla yaygın. Ve sosyal medyaya bağımlı bir kitleyiz, toplumuz, Türk toplumu olarak, Türk Kürt neyse işte bu ülkede yaşayan insanlar olarak, Alevisi, Sünnisi. Bu da ayrı bir konu, başlı başına bir konu. Bunları söyleme zorunluluğu doğdu bende. Biz gelelim yine kendi meselemize. Gerçekten Aleviler, Alevi kurumları, Alevi aydınları, dedeleri, dervişleri, işte ozanları, önderim diyenler, şunlar, bunlar. Alevilerle internet kullanımına bir baktığımız zaman ne söyleyebiliriz?

K.A: Şimdi, bunu daha önce birkaç defa konuştuk. Burada başlıklar halinde ben bunlardan bahsedeceğim. Bu sadece bir genel kültür gibi olacak. Bunun doğrusutoplum liderlerinin, yöneticilerinin de olduğu bir ortamda enine boyuna tartışmak da gerekiyor. Birkaç tane şeyden bahsedeyim. Birincisi, Alevilikle ilgili bilgilerin bir araya getirilmesi konusunda yapmamız gereken şey şu. Taklit edelim demiştim, eskiden bir sürü ansiklopediler olurdu evlerde ve lazım olduğu zaman gider onlara bakardık. Bu yıllarda ansiklopedi yayınlanmıyor. Ama buna karşılık Wikipedia dediğimiz, herkes nebiliyorsa yazsın, yanlışlık varsa da düzelte düzelte gidelim, iyi bir ansiklopedi çıksın ortaya diyen bir yaklaşım var, Wikipedia. Biz de Alevilikle ilgili bilgileri, bildiklerimizi, paylaşmak istediklerimizi, kayda geçmek istediklerimizi oraya yazalım. Düzelte düzelte de kendi kendine, birisi yanlış yapar, birisi ekleme yapar, düzelte düzelte gidelim. Bu yapmamız gereken şeylerden bir tanesi. Bunu yaparken de en doğrusu biziz değiliz değil, olabildiğince geniş bir katılımla yapmak lazım böyle şeyleri. Bir tanesi bu. İkincisi, medya konusunda hep şunu söylüyorum, son seçimlerde, yerel seçimler sırasında daha da fazla da gözüktü bu. Şimdi, geleneksel olarak bildiğimiz kitap, gazete, dergi, radyo, televizyon gibi araçlar yerini internet ortamından yayınlanan araçlara doğru eviriyor, evrilmek diye bir kelime kullanalım. Ve şöyle görmek lazım, bir televizyon şöyle bir şeydir. Birisi yayın yapar. İstediği yayını yapar, istediği saatte yapar,siz de onu beğenirseniz izlersiniz ve o saatte izlersiniz, beğenmezseniz de izlemezsiniz. Ama aynı yayını internete koyduğunuz zaman insanlar bunu ne zaman isterlerse o zaman izlerler. Beğenmediklerinde de altına yorumlarını yazarlar. Artık kendileri de içerik oluşturabilirler. Şimdi “…”37:33 diye bir gelecek bilimi konusunda uzman olan bir Amerikalı profesörün söylediği bir şey bu. Eskiden tek taraflı bir iletişimdi. Yani yayıncı yayınlar, öbür tarafta isterse o saatte bunu izlerse izler. Şimdi etkileşimli hale geldi. Yani herkes içerik oluşturabilir, eleştiri yapabilir, istediği zaman ve istediği araçtan ulaşabilir. Cep telefonundan da ulaşabilir, evdeki televizyondan da izleyebilir, bilgisayarından da izleyebilir hale dönüştü. Bu da şöyle gelişti, artık günlük bir gazete yayınlamanın, artık bir televizyon yayını yapmanın, hele bir radyo yayını yapmanın o kadarda pratik bir değeri yok.  Yavaşça bunların ağırlıkları azalacak. Tamamen yok olmayabilir ama azalacak. Buna karşılık yapılması gereken şeyler, içerik oluşturabildiğimiz kadar içerik oluşturalım ve bunları her türlü araçtan erişilebilir hale getirelim. Yani bugün her tarafta ilanlarını görüyorsunuz. Artık isim vermek istemiyorum. Dünyanın en büyük televizyonları, isim verelim artık, youtube ve netflix. En büyük televizyonlar onlar. Herkes oralardan filmleri izliyor, haberleri izliyor. Gazeteler dediğimizde, artık bir haber olduğunda dakikalar, saniyeler sonra insanlar sosyal medyadan izliyor veya internet ortamındaki araçlardan izliyorlar. Bizim de buralarda yer almamız gerekiyor. Son bir şey daha var bunula ilgili, daha önce söyledim onun için tekrarlamak istiyorum. Bazı topluluklar, kendi arasında sosyalleşiyorlar. Bu şu anlama geliyor. İnternette çeşitli gruplar var. Birisi işi aradığı zaman, biz de dünyada çok geniş olarak yayılmış durumdayız Aleviler olarak. İş aradığında, başka bir şehre gittiğinde, bir öğrenci çevre edinmek istediğinde, bir sağlık problemi olduğunda danışabileceği insanlar olsun, geniş bir kesim olsun. İş yapacak olanlar da orada birbirleriyle iş yapsınlar, bir bilgiye ihtiyacı olanlar da bilgiyi orada paylaşsınlar. Ve iş hayatında da çok kullanılan bir yöntemdir. Yüz bin kişinin çalıştığı bir şirkette eğer bir kişi bir bilgiyi biliyorsa geri kalan doksandokuz bin kişi o kişiye sorarak ya da o kişinin ekrana yazdığı ya da bir yere yazdığı bilgiye ulaşarak aynı bilgiye sahipmiş gibi davranır. Biz de eğer bir kişinin böyle bir olanağı varsa o olanaktan herkesin yararlanabileceği, faydalanacağı ortamlar kurmamız gerekiyor. Bunları yaptığımızda bir yeni medya olanaklarından yararlanma konusunda, bilgilerimizi Wikipedia gibi bir ansiklopedi oluşturmak konusunda ya da yardımlaşmayla ilgili şeyleri yapabileceğimiz konusunda çok büyük masraflar etmeden ama insanları bir araya getirerek çok önemli adımlar atabiliriz. Çok az çaba sarf ederek ama büyük miktarda belleklerimizde ortaklaşarak, kavgaları bir kenara bırakarak, yardımlaşmayı öne çıkararak az masrafla çok fazla şey yapabiliriz. Bu konuda bir şey yapmak isteyen bir sivil toplum kuruluşu varsa da ben elimden gelen yardımı da yaparım.

A.A: Evet, her zaman bunu dile getiriyorsunuz, gönüllü olarak yardımda bulunuyorsunuz. Fakat güzel bir örnek veriyordunuz eskiden böyle. Avrupa’da staj için çok sık rastladığımız bir husus. Eğitim için, okul için zorunlu olarak giden gençlerimiz var. Orada bir ok derneklerimiz var. Hepsini saygıyla selamlıyoruz. Fakat çok acı bir gerçek, sizin bu söylediğiniz hayati, zaruri olan altyapılar yok. Yani Avrupa’da yaşıyoruz, Avrupa’nın bütün velileri çevremizde,biz 50-60 yıldır da Avrupa’dayız. 

K.A: Evet.

A.A: Nasıl İstanbul’daysak, Köln’deyiz, Berlin’deyiz, şuradayız, buradayız.

K.A: Viyana’dayız.

A.A: Nihayet Roma’da da bir yerimiz var, Roma’da da bir evimiz var, herkesin evi var. Şimdi, değerli hocam, Aleviliğin gelecekle imtihanı da sizin bu son söylediğinizde yatıyor. Ne kadar gerçek Aleviyiz, ben biraz da onun kıstasını son söylediğinizde göreceğim, görüyorum, bulacağım ve bütün toplumla da paylaşıyorum. Gerçekten biz bir öğrencinin elinden tutmuyorsak, Avrupa’ya gelmiş eğitim için, kapısını çaldığı dernekler veya belli başlı insanlar ona yardımcı olmuyorsa, biz herhalde Alevi değiliz bu çağda. Bilmiyorum ben yani bu kadar kesin ve ağır konuşuyorum. Yardımlaşma olmazsa, dayanışma olmazsa, kenetlenme olmazsa, çok olandan az olana aktarım olmazsa nasıl yaşayacağız, nasıl var olacağız, nasıl özümüzle bütünleşeceğiz bir vicdan hesabı yapmak lazım. O yüzden çok önemli bu sözünüz. Evet, internetle imtihanımız çok kötü. Ben de görüyorum, kurumlarımız kültüre, bilime, eğitime, internete de çok az yer ayırıyorlar değerli hocam. Büyük federasyonlarımızın büyük isimleri var. Bir şey demiyorum, hepsinin olanaksızlıkları var, imkansızlıkları var ama maalesef ki yani özeleştiri yapamıyoruz dedim ya. Yani kurumlarımız da çağımıza uymuyorlar. Bu konuda en azından, teknolojide çok geriyiz. Önerileriniz oldu. Düşünmekle olacak, fikir alışverişiyle olacak, sizin ve sizin gibi akademisyen hocalarımızın engin bilgilerinden, öngörülerinden, fikirlerinden de yararlanacağız. Çok teşekkür ediyoruz. Sağ olun, var olun. Bu 45 dakikalık süreç içerisinde de hayli bilgiler derledik amayine de ben söyleyeyim. Siz de biraz uzattınız, artık mükemmeliyet yok, siz de kendinize ters düşmeyin de şu derlemeleriniz, bilgileriniz, o güzel söyleşilerimizin kitabını da okuyalım artık. Ne zaman, hazırlık devam ediyor mu bir yıldır?

K.A: Kitabı toparladım. Şuanda düzeltmeleriyle, işte şekil vermeyle uğraşıyorum. Bu konuda bayağı baskı var üzerimde. Özellikle yurt dışında yaşayan arkadaşlarımız, birkaç dilde yayınlama konusunda da söz verdiler.

A.A: Referans bir kitap olur. Birkaç dilde yayınlanırsa da çok güzel olur, bütün bu bilgiler de kitaba yansımış olur. Çok çok teşekkür ediyoruz.

K.A: İnşallah Nicolas bunları duyuyordur. Nicolas beş dile çevirme konusunda söz verdi. Kendisi on dil konuşan bir arkadaşımız ve Türkiye’de yaşıyor.

A.A: Türkçe de bildiğine göre ben onun takipçisi olurum.

K.A: Türkçe de biliyor. Türkçe ben yazacağım zaten.

A.A: Tamam, dil özürlü olarak, artık Türkçe bildiği için onun takipçisi ben olacağım. Bana telefonunu verirsiniz artık. Hiç affım yok. Evet, sevgili dostlar, gül yüzlü bir hocamızı, üstadımızı ağırladık. Uzun yıllar İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde dersler verdi, özel şirketlerde danışmanlık hizmetlerinde bulundu, iletişim teknolojileri bölümünde biliminde, bilim dalı olarak oldukça güzel hizmetleri oldu. Alevi sivil toplum kuruluşlarına da gönüllü olarak danışmanlık hizmetleri verdi ve vermeye devam ediyor.  O kendisi Roma’da, Roma’da bir evimiz var ama bağımız hiç kopmadı. Biz canlı yayında da söylüyoruz. Gerçekten bu konuda bilgi almak isteyen varsa bir söyleşi olanağı da yaratmak isteyenler olursa hocamızın bu engin fikirlerinden de yaralanmalarını isterim. Çünkü hocam adına konuşuyorum, o her zaman hazır. Evet, dostlar, teknolojiye sahip çıkacağız, teknolojiyi takip edeceğiz,  teknolojiye uyacağız. İnternet çağındayız ama interneti verimli bir şekilde kullandığımızı söyleyemeyiz. Yeni programlarda, tartışma kültürünün daha çok olduğu, okuma kültürünün yaygın olduğu, gençlerimizin sivil toplum kuruluşları içinde daha çok yer aldığı, çağdaş Alevi örgütlülüğünün bir yol ve erkanı geleceğe güvenle taşıdığı güzel günlerde buluşmak dileğiyle, tekrar yayında, kamera arkasında emeği geçen dostlarımı sevgiyle selamlıyorum. Yeni programlarda buluşmak dileğiyle hoşçakalın diyorum.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Ayhan Aydın Etkinlikleri

Aralık 2020
P S Ç P C C P
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3

Üye Ol,Giriş Yap

Kimler Sitemizde

26 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi