Son Yorumlar

  • CELAL BEKTAŞ

    Hıdır Hoca 09.12.2014 20:52
    "EHLİBEYT, ON İKİ İMAMLAR ve EVLADI RESUL kavramlarını karıştırmamak gerekir" dersem inşallah haddimi ...

    Devamını oku...

     
  • Akyazılı Sultan

    melih hasan tezol 07.12.2014 18:40
    Ne diyeyim ancak bu kadar güzel olur.

    Devamını oku...

     
  • Kurucu Ahmet Sultan

    free reverse phone 03.12.2014 02:32
    Mobile number search And this Ruling itself grew to be a Precedent, and also the Actual Settler framed ...

    Devamını oku...

     
  • İRAN GEZİSİ

    Hüseyin 21.11.2014 20:58
    Sayın Aydın,sizi televizyonlarda n iziyorum ve çok takdir ediyorum.Bilgin ize yumuşak üslubunuza,anla ...

    Devamını oku...

     
  • NAİLİ BORATAV

    Zerrin Boratav 10.10.2014 09:32
    Pertev Amca ve Hayrünnisa Yengemiz ile yaptığınız bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

    Devamını oku...

METİNER ORHAN DEDE'YLE BARIŞ TV. SÖYLEŞİSİ

METİNER ORHAN DEDE’YLE BARIŞ TV. PROGRAMI
(İMAM ZEYNEL ABİDİN OCAĞI
MALATYA – ARGUVAN – MİNEYİK (KUYUDERE) KÖYÜ)
 (14 ŞUBAT 2014)

AYHAN AYDIN

Ayhan Aydın: Sevgili dostlar, hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. Yeni bir programda daha sizlerle olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Erenler katarındayız; erenler, veliler, dervişler, babalar, dedeler, seyitler, kamberler, ozanlar, âşıklar, zâkirler. Nice nice büyük kavramlar, ulu kavramlar ve büyük bir inanç sistemine sahip sadece Anadolu’ya özgü değil, Rumeli dediğimiz Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Kırım’da ve Afrika’da, Ön Asya’da, İran’da ta Hindistan’a Pakistan’a kadar uzanan Ehl-i Beyt sevenlerin buluştuğu büyük bir inanç Alevi - Bektaşi yolu.

Evet, sevgili dostlar, Alevi olmak kolay değil. Alevice yaşamak kolay değil. Ama hemen söyleyelim çok da zor değil. Bütün dünyanın inanç sistemleri elbette ki belli kurallar üzerinden çizilir. Ve bizi yaratan yüce yaratıcıya ulaşmak insanoğlunun elindedir. İşte mezhepler, dinler, tarikatlar, yollar bunların tümü insanlara o aydınlık yola ulaşmak için birer vesile kılınmıştır. Dolayısıyla sevgili dostlar hepsi yüce yaratıcıya ve insan-ı kâmil olma yoluna giderken birer vesileden başka bir şey değildir. Ama yolumuz kurallarla örülüdür. Kuralsız hiçbir şey olmaz. Biz insanlar o büyük yaratıcının ruhundan üflediği ve ete kemiğe bürünerek insanoğlu olarak görülen biz canlılar eğer ki o büyük yaratıcının buyruklarına uyarsak doğru yola müstakîm, tarik-i müstakîm yoluna doğru ilerlemiş oluruz ve dünyada da seçilmişler zümresi oluruz. Güruh-u naci oluruz. Çünkü insanlar boy boy, soy soy. Nice uluslar, milletler, dinler harman olmuş bu dünyada. Hangi birini birbirinden seçebilir, ayırabiliriz. Hangi bir inancı küçümseyebiliriz. Hele Alevilikte yetmiş iki millete bir nazarla bakmak vardır.

O yüzden sevgili dostlar, bizim pirlerimiz, mürşitlerimiz, rehberlerimiz, ulularımız bize anlayacağımız dilden nasıl insan olunması gerektiğini öğretmişlerdir. İşte insan olma okulu olan Alevilikle ilgili bugünkü program konuğumuz uzun yıllarını bu hizmetle geçirmiş, büyük bir ocağın evladı olarak, O’na layık olma gayretinde, İmam Zeynel Abidin dediğimiz zaman bütün ocakların, bütün dede ve pirlerin önünde eğildikleri, niyaz ettikleri bir ulu pirin, bir mürşidin yolundan, soyundan, boyundan gelen ve Cem Vakfı’nda da büyük emekleri olmakla birlikte bütün kurumları bir dede olması hasebiyle kucaklayan, sarıp sarmalayan bir güzel insan, bir değerli önderimiz sevgili Metiner Orhan dedemiz.

Efendim, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Metiner Orhan: Eyvallah.

Ayhan Aydın: Sevgili dostlar, Alevilik, ocaklar, dedeler, dar, didâr, musahiplik bunları hep duyuyoruz ve programlarımızda da siz değerli izleyenlerimizin anlayacağı şekilde işte pazartesi günleri bilim insanları, akademisyenlerle; Çarşamba günleri de dernek ve vakıflarla kurumlarla ve Cuma günleri de dede, baba, ozan kimliğine sahip insanlarla bunları konuşuyoruz. İşte bugün de bunu anlatabilecek yetkinlikte olan sevgili dedemizi ağırlıyoruz. Sevgili dedem programımız süresince Aleviliğin temel değerlerinden bahsedeceğiz. Tarikata gireceğiz, dara gireceğiz, musahipliğe gireceğiz ama ilk önce değerli bir dedemiz ama yıllar, çok uzun yıllardan beri de toplumun içinde olan bir dedemiz. Hani dedeler olur, hepsi birbirinden üstündür de bazıları daha çok mücadeleci olur. Kurumların içerisinde yer alır, cem yürütür, sanatçılarla ozanlarla içli dışlı olur, onları tanır. Elbette ki kimseyi birbirinden ayırmıyoruz ama sizin böyle güzel hasletleriniz var, o yüzden sizin gibi kâmil, bilge bir dedemize soralım. Gerçekten hani bizi Alevisiyle, Sünnisiyle, genciyle yaşlısıyla, Balkanlar’da, Rumeli’de Bektaşileriyle, Avrupa’da, Kanada’da, Avustralya’da biliyorum ki internet üzerinden biliyorum ki farklı yollarla izliyorlar. O yüzden gerçekten sizce Alevilik nedir?

Hızır

Metiner Orhan: Tabii, bugün Hızır orucumuzun ikinci günü. Başlıklarıyla da ön bilgilerini vermekte de fayda görüyorum kısa kısa. Hazreti Hızır, bundan 4000 sene önce yani Semavi dinlerin başlangıcı olan bir devirde kıssası geçen bir isimdir. Tevrat ile beraber Hazreti Musa ile beraber var olduğu Kur’an’ımız da Helkef mağara suresiyle geçen bir isimdir. Kullardan bir kul, diye geçen ve Hazreti Musa’nın da hocası olduğu önemli hadis kaynaklarında geçen, Allah’ın ilmi olan ilmi ledünü’ne sahip bir nebi de olsa kendisiyle beraber Hazreti Hızır ve kardeşi İlyas peygamber, Zülkarneyn peygamberle beraber ölümsüzlük suyunu aramaya çıkan isimdir. Zülkarneyn peygamber yecüc mecüc kabilesinin insanlar üzerindeki baskılarını önlemek için ayrılır, bu iki kardeş ölümsüzlük suyunu bulurlar, bu çıktıkları ve buldukları gün üç gündür. Bu manada da üç gün oruç tutulur. Ama çeşitli yörelerde yedi gün tutan vardır. Onlar nasıl istiyorlarsa öyle yapsınlar. Genel gerçek bu ve işte Hıdırellez de 6 Mayıs’ta bu iki kardeşin Hz Hızır’ın ve Hz. İlyas’ın birinin karada birinin denizde yaşadığını kaynaklar söyler. Çokta iyi bildiğimiz her yörede de kutlanan bahar bayramı diye de bilinen baharın uyanışıyla beraber Hıdırellez de budur. Hızır ve İlyas peygamberin birleşmesidir. Bu manada Doğu Anadolu bölgesinde olduğu gibi Hıdır ismi Hızır demektir. Bu insanların bu manadaki bugün tuttukları oruçlarının, kestikleri kurbanların ve yapacakları ibadetlerin kabul makbul olmasına hem Yüce Allah’tan hem âlemlerin rahmeti Muhammed Mustafa’mızdan hem onun emaneti Ehl-i Beyt’inden ve de Hızır peygamberden hem diliyor hem niyaz ediyorum.

Ayhan Aydın: Allah, Allah.

 

Metiner Orhan: Alevilik, Alevilik kelime mana itibariyle Ali’nin evi, Alici, Ali taraftarı ama sözlük mana itibariyle. Bu tamam mıdır? Tamamdır ama esas Alevilik her resulün kendine gelen Hak kitabıyla beraber ve kendisinin de var olan yüksek zekâsıyla yaratım bir felsefe var. Zaten Yüce Allah, nebileri, resulleri seçilmişler içinden seçiyor, kendi yaratıyor ona göre de onlara görevler veriyor. İşte Hz. Musa’ya semavi dinler dediğimiz dört kitap, tarihi de dört bin yıl değil üç bin dokuz yüz yıldır, ben kısaca dört bin deyim insanların kafasında kalsın, ona emirler veriyor. Tevrat Allah’ın yasası on emir, onun gelişi Hz. Musa’nın gece Turi Sina Dağı’na 70 akrabası ile çıkıp, yaptığı ibadetlerin adı İbranice kabala, kabul ettik öyle, olsun denerek ilan ediliyor. Hz. Davut’ta da bu vardır.  İlahidir, yalvarıdır, yakarıştır. İncil, Hz. İsa, Allah’ın müjdesidir. Kur’an, öbür adı Furkan, âlemler rahmeti Muhammet Mustafa’mız doğruyla yanlışı ayırt eden, demektir. Bizim peygamberimiz de gece gündüz sohbet edip mescitte (o zamanlar gece gündüz sohbet ediliyor), yemekler yeniliyor, çeşitli konular konuşuluyor ama gece ibadetleri de o zaman ediyor. İşte Kırklar, önemli sahabeler, Hz. İmam Ali, Selmanı Farisi gibi, Cüneyt gibi dahi birçokları gibi bunlarla beraber yaptığı ibadetler; bizim kelime mana itibariyle de tasavvuf dediğimiz vahdet-i vucüt, vahdaniyet, Allah’ın birliği teklik buralardan geliyor. İşte bununla beraber pekişerek götürülen inanç ve ibadetin manası, bununla bağdaşan Kur’an kaynaklı yorumlar da bizim inancımızın temellerindendir. Ama altıncı imamımız yani Hz. Muhammed Mustafa’nın o muazzez peygamberin altıncı göbek torunu İmam Cafer-i Sadık’ın kurallarını, erkânını, Aleviliğin tarikat, erkân, kurallarını koyduğu manada da tasavvufun özünü yani bugünkü yaptığımız ve konuşacağımız konularda Aleviliğin inançsal yönünü teşkil ediyor.

 Dedeler

Ayhan Aydın: Evet. Güzel dedem, bu güzel inancımızı, bu ulu, aydınlık yolumuzu ki kurtuluş yoludur yani biz burada ne Sünni vatandaşlarımıza ne tüm Hıristiyan ve Yahudilere, dünyanın her kesimden insanına demiyoruz ki buyurun gelin bu inanca tabii olun. Ama bir manada tabii ki buyurun gelin, diyoruz. Dinde zorlama yoktur. Hele Alevilikte hiç yoktur ama bizler anlattıkça insanlar çok etkileniyorlar. Özellikle Sünni vatandaşlarımıza ben seslendiğimi hissediyorum çünkü Aleviler zaten dinliyorlar ve iyi kötü bunu yaşıyorlar ama Sünni vatandaşlarımız çok etkileniyor bizim konuşmalarımızdan. Dolayısıyla o açıdan da biraz bakıyorum. Aydınlık bir yol, güzel bir yol, kolay bir yol İslam’ın gülen yüzü ve yaratıcıya insanları çok güzel yollarla ulaştıran bir yol, ulu bir yol. Ama onu taşıyan, bugünlere getiren dedeler oldu ve bugün de öyle. Kutsal bir hizmet yürütüyorlar onlar.

Peki, sevgili dedem, Sünni vatandaşlarımıza, gençlerimize seslenelim biraz da; dedeler kimlerdir, hangi görevleri yerine getirmişlerdir bugüne kadar sizce?

Metiner Orhan: Dedeler, Türkçe kelime manası, IX. asrın ilk yarısında Türk kavimlerinin İslamiyet’i kabullenmesiyle bunun da tarihçesi şöyle; sekizinci imamımız İmam Ali Rıza Şah, Horasan İran’ın kuzeydoğusu olan Horasan bölgesine geliyor yerleşiyor. Neden? Emevilerin ve Abbasilerin baskı, zulüm, sıkıntılarından. Geldiği o noktada merkez Horasan bölgesi oluyor. Nişabur şehir merkezi oluyor. Dokuzuncu asrın ilk yarısı, Türk kavimleri de orada yaşarken Emeviler’in kılıç zoruyla değil, Ehl-i beyt’in insan sevgisi ve Kur’an-a bakış açısı bu zaten. Onunla beraber Aleviliği benimsiyorlar. Arapçası Seyit, Hz. İmam Hasan, Hz. İmam Hüseyin ikisi de aynı dönemde beraber yaşadığı için onları ayırt edebilmek manasına Hz. Hasan’dan gelenlere şerif, Hz. Hüseyin’den gelenlere seyit denirdi. Seçkin efendiler, örnek insanlar, diye erkeklerin hepsi Kerbelâ’da şehit oldu. Hz. İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin’in oradan kurtulmasıyla seyidi saadet,  evlâd-ı resul, peygamber soyu demek. Türkçeleştiğinde de en önemli şey Dede Korkut Masalları’ndaki dede saygınlık, o makama uygun olarak dede kelimesini buluyorlar, dede diyorlar. Tabii ocaklar deniliyor. Şimdi ocakta ne pişer hep söylerim bunu çiy pişer, yemek pişer, bizim de ocaklarımızda ham insanı pişiriyoruz. Yani ne yapıyoruz? İyi, ahlaklı insan olabilmeleri için bunlara eğitimler veriyoruz. Özellikle yani biraz sonra gireceğimiz tarikata gelmeden önce oralarda öğrenecekler onu Perşembe akşamları eğitip – yetiştirecekler. Cuma hak mıdır? Denir. Yani Perşembe akşamları yaptığımız ibadetlerimizi, cemlerimizi Abdal Musa cemleriyle insanlar orada irşad olurlar. Öğrenirler. Dedeler de bunu yapanlar.

 Cem

 Ayhan Aydın: Şimdi işte dede deyince cem akla geliyor. Tabii ki, cemsiz dede, dedesiz de cem olmuyor. Fakat tabii ki cem yürütmeyen dedeler de var. Ocakzadelik hüviyetini, ağırlığını taşıyan, insanların bilgi danıştığı, fikir danıştığı yani toplumun öncüsü, toplum önderi pozisyonunda olan insanlar. Aynı zamanda dede sadece posta oturup cem yürüten insan da değil. Dolayısıyla da farklı farklı dede tipleriyle de karşı karşıya kalıyoruz. Kimisi tabii ki sazıyla, sözüyle cemi zaten dede yürütür. Fakat bazı yörelerde dede daha fazla saz, bağlama çalmaz. Zâkirler onun o görevini alırlar. Ama bizim toplum dede dendiğinde saygın insan, eli öpülecek insan, önünde eğilinecek insan anlaşılıyor. Çünkü o insandan kimseye zarar gelmez. Herkesi kucaklar, olanı verir, dolayısıyla böyle bir kimlik, böyle bir algı var toplumumuzda. Böyle güzel bir algı var. Peki, tarikata geçeceğiz. Ya şimdi ya da sonra cemden geçelim yani cem Aleviler için niye bu kadar önemli, cem nedir?

Metiner Orhan: ibadetimiz o, yani Kur’an’ımızdaki bir ayette bize diyor ki, kıyam, rukü, secde, kıraat, zikir, tespit ediniz. Kıyam esas duruş, rüku ellerinizi koyma, secde alnı yere toprağa koyma yani Allah’a teslim olma. Kıraat güzel konuşanlar, dedeler hep yaparlar yani. Zikir, Allah deme. Tespit, onu orada tespit eden. Buna uygun olarak ibadet yapıyoruz. Bizim de işte o kelimeye bağlanmadı ama çok da önemli değil, Halktan alırız ama orada nedir? Orada küskün, dargın olmaz. Görgüde özellikle biraz sonra geleceğiz. Tarikatta kul hakkı alan olmaz, olamaz, o cemde küskün dargın ile beraber cemal cemale durmamız anabacılarla beraber olmamız peygamberimiz Fatma Anamız, Hatice anamızdan geliyor. Bizde kadın erkek eşitliği ile beraber ibadette de vardır elmanın iki yarısı gibidir. Ama bugün hala kadın erkek midir, diye tartışan topluma bunu söylemekte fayda var. Dolayısıyla o bizim ibadetimiz, kıyamımız, rükumuz, secdemiz, kıraatımız, zikirimiz oradadır ama orada küskün, dargın normalinde 48 Perşembe, Abdal Musa, Hızır ceminde falan görgü yapmıyoruz. Senede bir kere insanları incittin mi, kırdın mı, döktün mü diye görgüden geçersin. Bizim ibadetimizde şu vardır, cemal cemale bakılır; durduk cemale oturduk diz be diz, baktık cemale yüz be yüz. Nasıl bakacaksın karşındaki insanın yüzüne, kırdıysan, küskünsen, dargınsan?

Ayhan Aydın: Şimdi güzel dedem, mesela Aleviliğin çok ulvi yönleri var. Alevilik bir hazine de ne Anadolu’da ne Balkanlar’da ne Alevisi ne de Sünnisi bu hazinenin farkında. Ben ona inanıyorum çünkü yani yaşıyor ama farkında değil. Bir kere Sünni vatandaşlarımız biraz daha tanısalar, anlasalar, dinleseler değerlerini erdemlerini, daha çok benimseyecekler. Aradaki soğukluklar, buzlar tamamen ortadan kalkacak ama anlatan yok. Cemal cemale diyoruz. Şimdi biz de cemal cemaleyiz ne kadar güzel bir duygu. Eğer bir insan bir insanı sevmiyorsa onun gözüne bakamaz.

Metiner Orhan: Kırdıysa, döktüyse, haksızlık yaptıysa ibadeti nasıl yapacak?

Ayhan Aydın: Evet yüzü kızaracak yani ister istemez çekinecek boynunu bükecek. Boynunu bükmeyecek şekilde yüz yüze gelebilmesi için yani er meydanıdır bu cem meydanı bu arınma meydanıdır burası, cem meydanına gelebilmesi için arınmalı ki orada dardan görgüden geçebilsin. Yani karşısındakiyle küskün olmayacak, dargın olmayacak. Zaten konumuz da bu. Demek ki o kadar insanî ki hiç yapmacıklık yok bu meydanda, cem meydanında. Şimdi arka arkaya değil yüz yüze insanlar. Tabii her ibadet kutsaldır. Her ibadet yücedir Allah indinde hiçbirinin birbirinden farkı yoktur. Ama Aleviler ne diyor bizim farkımız derken bir başkasının inancını, ibadetini küçümsemek için değil kendisini belirlemek için diyor ki; biz yüz yüze cemal cemale ibadet ediyoruz, kadın erkek eşitiz, insanda Hakk’ın nuru vardır.

Metiner Orhan: İnsanın cemali ve kalbi bir kâbedir.  Kabe beytullah- Allah’ın evi, ama orası bir sembol. Allah kendini bize yansıttı. Dedi ki; ben sizi çamurdan halk ettim, nefesimden üfledim. Sevgi ve ilgiden bir damla sudan yarattım. Size ben şah damarı kadar yakınım, dedi. Hallaç-ı Mansur’un da enel hak, Allah bende dediği manada insandır. Şimdi biraz evvel de söylediğim gibi orada yani yolumuzda cemde; hem bakamazsın sıkıntı vardır hem zaten kapıdan içeri kendiliğinden giremezsin. Çünkü ceme gelen insana sorulacak biraz sonra; küskün, dargın varsa dile gelsin, beri gelsin, divana beri gelsin, divan üç kere sorulur. Yok, varsa gelmiyorsa dışarı çıksın, yoksa burada hep birlikte Allah, eyvallah, deriz.  O ses tamamen yükselir. Budur işte.

Ayhan Aydın: Evet, o zaman geçelim konumuza şimdi cem dedik Alevilerin ibadeti, cem birleşmek, bir olmak bir araya gelmek, kaynaşmak ve Allah’a zikir ve diğer rüku hepsi var bunun içinde cemin içinde hepsi var. Cem, cem olmak zaten bir olmak cem etmek deniyor zaten kelime anlamıyla cem etmek, toparlamak manasında, biz toparlanıyoruz. İşte toparlandığımızın aşamalarına geçelim mesela ilk önce tarikat mı diyelim dar mı diyelim?

 Metiner Orhan: Tarikat diyelim, dar tarikata girdikten sonra.  

 Ayhan Aydın: Nedir tarikat? Aleviler tarikattan neyi anlıyorlar kelime olarak.

 Metiner Orhan: Şimdi dört kapı kırk makam. Her kapının on makamı var. Bunları birer cümleyle özetleyelim. Kerem, Allah’a iman edip ilim yapma, Allah’a iman etmeden şeriat da olmaz, tarikat da olmaz, marifet de, sırr-ı hakikat de olmaz. İlim yapma, öğrenme, yaz kalk oku. Kur’an-an’ın emri. Tarikat, o makamın bir cümle özeti.   Pirden el tutup yola girme bir ocaktan veya işte pirden, bir mürşitten veya dededen el tutup yola girme. Ne olacak yola girecek yani. İyi güzel ahlaklı insan olacak, musahibi olacak onun.

Oraya girmesinin kuralları:

Bir, toplumdan razılık alacak. Musahip, anneden babadan her şeyin başında izin alacaksın. İşler birbiriden razı olacak, toplum bunu uygun bulacak. Yani her şeyin başı rızalık almak, insanları razı edeceksin.  

İki, o iki aile birbirini çok sevecek çünkü hem bu dünyada hem öbür dünyada birbirinin sahibi olacak. Şartları var, onlara geliriz. Artı cemaatin önünde bu aileler yola girmek istiyor, dünya, ahiret kardeş olmak istiyor bunu yapan zaten muazzez peygamberimiz Kur’an ayetiyle oraya geleceğiz. Orada şu denir; İzniniz var mı ben rızalık isteyeceğim; filanca kişiyi, kişileri nasıl bilirsiniz, der cemaatin de rızasını aldıysak bir sene biz onu bugünkü tabir edeyim, tarikatçasını da söyleyim; nişan yani ahde söz verme akit için bir sene geçer. Bir sene sonra tekrar huzura çıktığında kendi aralarında herhangi bir sorun yoktur. Tekrar toplumda bir sorun yoksa yani kimsenin onlarda hakkı, alacağı vereceği, küslüğü yoksa kurban, tercüman kurbanını keser.  Yani bu kurban size şahit olsun ki ben peygamber postuna çıktım, manasındadır. O kurbanın postu çok önemlidir. Alevilikte post kavramı çok önemlidir. Dört melek; Azrail, İsrafil, Mikail, Cebrail şahit olsun ki halkın huzurunda söz verdim, ikrar verdim, yola girdim, demektir. Bu nereden geliyor? Bunun kaynağı Fetih süresi 13. ve 18. ayetleri veriyor. Nerede ve ne zaman? Medine’de Hicret’in 6. yılında yani peygamberimizin göçtüğü Mekke dönemi değil, bir başka zaman bu. Muhammed Tuba Ağacı’nın altında Hz. Ali’yle birlikteyken senin elinin üzerine elini koyup sana biyat edenler yani söz verenler benimle biatlaşıyorlar, bana söz veriyorlar. Kim ki ahdinden sözünden geri dönerse bana ikrarından dönmüş olur, diyor. (Ki her kim dönerse cehennemde kim ki buna uyarsa cennette) Bu iki ayet bu şekilde peygamberimize Hudeybiye savaşı neticesinde geliyor. Yani oradaki insanlar ciddi manada bir mücadele verdiler. Uzun bir savaşlar dönemi var, itilip kakılma dönemi var. İşte bunlar çok önemli. Hz. Peygamberimiz oradaki insanları birbiriyle musahip ediyor, yani dünya ahret kardeşsiniz, diyor.

Bugün de Anadolu tabiriyle musahip, (Karadeniz bölgesi, kelimeye takılmayalım ama hısım derler) bütün Alevi Bektaşi topluluklarında kardeşlik manasına gelir.  Balkanlar, Trakya, çok iyi bilirsin, ahretlik, derler. Ne dersek diyelim, o biraz evvelki tasavvufu anlatırken peygamberler seçkin ve üstün zekâlıdır, dedim. Her dinin peygamberi o kendine vahy olan kitapla, özellikle peygamberimiz, belki o çağa göre, 1400’lü yıllarda, insanın itilip kakıldığı, yaptığına taptığı, sekiz-on tane farklı putların yanında, kız çocuklarının şeytan diye diri diri gömüldüğü, pisliğin kol gezdiği bir dünyada devrim yapıyor insanlara. Bu bir sosyal adalet ve ekonomiyi pekiştirecek, hem insanlar arasındaki huzuru, barışı hem ekonomiyi pekiştirecek. Peygamberimiz bunu yaptığı zaman, bu ayetler geldiğinde, Mekkeliler ve Medineliler birbiriyle musahip ediyor, kardeş ediyor. ”O inananlar, birer birer değil, ikişer ikişer, çifter çifter gelecekler bana.’’ diye Kuran ayeti söylüyorum.

Dolayısıyla peygamberimiz, Arapça’sını da söylerim de, Türkçe’sini de söyleyeyim; ‘’Herkesi musahip ettikten sonra, kardeş ettikten sonra kaldı mı kimse, var mı?’’ diyor. Hz. İmam Ali, boynu bükük, ‘Bir ben kaldım.’ diyor. ‘’Gel Ali, sen zaten doğuştan, Musa’ya Harun, Harun peygamber, Hz. Musa’nın isteğiyle dileğiyle, kaynaklar öyle diyor, Peygamberliği kabul ediliyor, kendisi rekaketli yani kekeme ve Hz. Harun güzel konuşuyor, onun saf, temizliğinden dolayı hem kardeş oluyor, hem o peygamber oluyor. Harun, Musa’ya ‘neyse sen de bana olsun, gel diyor ve tabii o manada  bir, tek başlı bir kefiye istiyor, elbise diyelim kefiye. Onu giyiyor, bir bedende iki baş olduk. Zülfikar oradan geleceğiz zaten. ‘Bir bedende iki baş olduk’  diyor, Hz. Peygamber. ‘’Canın canından, etin etinden, kemiğin kemiğinden bir bedende baş olduk.’’ ‘’Dünyada ve ahirette kardeşiz.’’ diyor. Hemen burada, hep aklıma gelir, söyleyeyim; bu musahiplik erkânı kurulduğunda ilerleyen zamanda musahipler birbirlerinden kız alıp veremezler. Hz. Fatma ile evli, çocukları var. Medine dönemi diyorum. Hatta hicret.  Peygamberimizin on iki senesi Mekke’de geçiyor, altı daha on sekiz. Peygamberimizin elli sekiz yaşına tekabül ediyor. Yani musahiptir birbirinden kız almıyor da Hz. İmam Ali’ye nasıl kızını verdi. Vardı, zaten vardı. Ve ilk olduğu için de kurallardan ayrıdır. Bunun bazı kısaslarını da çok sonra altıncı göbek torunu mantığa ve akla uygun olsun diye hatırlatarak gidiyorum. İmam Cafer-i Sadık getirdi, dedik.

 Ayhan Aydın: Tabii zaman içerisinde olgunlaşır, değişir bazı şeyler.

 Metiner Orhan: Tabii

 Ayhan Aydın: Bu böyledir.

 Metiner Orhan: Bir kuşak istiyor (beli bağlanacak); biri Allah için diyor. Bakın o kemerbest nereden gelecek? Hepsi sanki Aleviler kendine göre bir kurallar koymuş, kendine göre bir uygulama yapmış, farklı bir şeyler yapmış gibi.

 Ayhan Aydın: Aklına gelen sanki kural koymuş, oturmuş yazmış gibi geliyor bazılarına.

Metiner Orhan: Peygamberimizin Kur’an-ın önemli hadisleri söyleyerek götürelim bizim bir şey söylediğimiz yok. Okuduklarımızı aktarıyoruz. Bunları okuyanlar biliyor zaten. Ehl-i sünnet kardeşlerimizden bunlar bilenler var. Ve hatta cemevlerine gelenler bu manada ciddi şekilde sıkıntıya düşüyorlar, üzülüyorlar. Nasıl olur bize böyle söylendi hâlbuki her şey sizde ne kadar güzel, diyorlar. Sözü tamamlamaya çalışayım konu dağılmasın, diye. Biri Allah için, biri Cebrail için, bu da benim için diyor üç düğüm atıyor.

Cemlerde on iki hizmeti yapanlarla biz dedeler dâhil, zâkirler dâhil kemer, bağlıyoruz. Kemerbest. Muazzez peygamberimiz o zaman diyor ki ya Ali, sen de her kim ki sana inanır bu yola inanır devam ederse layık olanlara sen de bu kemer (tığbent) bağla, diyor. Hz. İmam-ı Ali’nin bağladığı kemerler nedeniyle onyedi kemerbest var. Bu havadan gelme değil, isimleri bellidir, kimler olduğu bellidir bunların. Dolayısıyla bu tarikat, genel manada bu. Ama esası şu: ne yaparsak yapalım Allah’ın bizden istediği iyi kul olma, iyi insan olma, ahlaklı insan olma. Ve de iki şeyle gelme, olmazsa olmazı Yüce Yaradan’ın; şirk yapma yani ortak koşma, biz her dakika söylüyoruz, Hakk lâ ilahe illallah. Arapça, Allah’tan başka ilah yok. İhlas suresi de söylüyor Kulhuvellahu ahed allahussemed lem yelid velem yulud velem yekunlahu kufuven ahad. De ki, gündüz gece, Allah yüce, doğmaz doğurmaz, kimse O’na denk olmaz, kısaca söylemişiz. Hakk lâ ilahe illallah. Allah’tan başka ilah yok. Bu yola girdiğin zaman Allah’ın istediği manada kulu oldun mu kul hakkı alma bunu affetmiyor. Kul hakkı almadığın Allah’a yapmadığın ibadetler için Kur’an ayeti beş surenin Alâk suresi beş ayetin gelmesi ilk olduğu için ve ramazan ayında geldiği için Arapça ramazanın adı Muharrem birinci ay, Muharrem, ramazan, recep, Şaban, Zilhacce, zilkadde aralık, ocak, şubat, mart, nisan gibi. O kadir gecesi gelmesine ve kadir suresi var bu gece edeceğin bir Bismillahirrahmanirrahim ile duayla bir ayıbı örttüm. Nedir o? 1000/12 83 yaşına kadar Allah’a ibadet etmediysen yani bugünkü bildiğimiz şekliyle namaz kılmadıysan, oruç tutmadıysan, hacca gitmediysen, zekât vermediysen ki bazıları bunlar zaten Allah’ın kuralları değil,  imanın şartları var. İnsanlar yazdı, çocuklara ezberletti, buna da bize inandırdılar. Değil, imanın şartı var,  İslâm’ın beş şartı diye bir şey yok.  Kur’an-ın emirlerinin hepsi Allah’ın şartı. Doğruyla, yanlışıyla…

Ayhan Aydın: Ne kadar güzel söylediniz dedeciğim. Yüce koskoca bütün Alemleri aydınlatan o büyük yaratıcının İslâm dini dediği son din barış, esenlik dini olarak söylediği bu din Beş şart, beş tane şart bunlar; çocuk öğretir gibi bunlara uyun tamam siz cennettesiniz. Yani koskoca bir toplum bir alem diyorum ben milyonlarca insan buna nasıl inanıyor yani bu kadar basit mi bu yüce din. Beş şarta uy tamam Müslümansın.

işte bunları yapmadığın zaman bir gece dahi Bismillahirrahmanirrahim desen onları örten seni affeden cömert bir Allah var.

Ayhan Aydın: Sevgili dedem, ben şunu o kadar söz söylemek istiyorum ki sözünüzü kesmesem diyorum ama Aleviler kadar lâ ilâhe illallah diyen bir toplum yok.

Metiner Orhan: Evet yok, her dakika. Zikir Allah’tır. Gerçeğe hû. Hû Allah’ın sır ismi. Her dakika, her duanın arkası. Şimdi cümleyi toparlayayım izin verirsen. Ama diyor kul hakkıyla gelme. İşte o kul hakkına geleceğiz.

Ayhan Aydın: hiç onu düşünmüyorlar bazı vatandaşlar. Hangi inançtan olursa olsun şimdi Aleviler diyor ki beş şart değil yani İslâm dört kapı kırk makam diyoruz. Bakın daha derin davalar var diyoruz yok diyor beş şart. Bunlar çok önemli; kul hakkı var. Yüce Allah ne diyor kul hakkı ile gelmeyin, diyor. Allah’ın en büyük şartı bu iken sen bunu görmezlikten geliyorsun beş şartta beş şart, diye dayatıyorsun.

Evet, sevgili dostlar tekrar merhaba erenler katarında Metiner Orhan dedemiz konuğumuz. Aleviliğin temel değerleri ile ilgili söyleşimiz devam ediyor.

Evet Alevilik nedir, dedeler, cem olgusu, dört kapı kırk makam ve böylece sürüp giden söyleşimizde tarikat yani alevilerin tarikatı algılaması ve cemin önemi ve şimdi yavaş yavaş dar ve didar ve görgü cemi.

Çünkü sevgili dostlar, hepiniz biliyorsunuz farklı cemler var, cem aslında cem olmaktır dedik ve cem Alevilerin ibadetidir ama elbette ki cem aynı cem fakat içindeki ritüeller uygulamalar farklılaşarak farklı isimlerde cemlerimiz var.

Görgü cemi de çok önemli bir cem. En önemli cem daha doğrusu görgü cemi sevgili dedemle sohbetimiz devam ediyor. Buyur dedem.

 

Metiner Orhan: Bu görgü cemi dediğimiz dar-ı didar olmak yani işte biraz evvel söylediğimiz bıraktığımız noktada Allah’ın istemediği şeyleri senin yapmadığın ibadetlerle ilgili olarak kendisine ortak koşmadı ise bir kadir gecesi Bismillahirrahmanirrahim dese Rahman ve Rahim affediyor, bin ayıbı örtüyor. Ama kul hakkına karışmıyor, kesinlikle karışmıyor. Biz de yaptığımız tüm araştırmalar ve hatta o konudaki mezheplerle de yani bizim Yahudilikte de iki mezhep var, Hıristiyanlıkta üç mezheple beraber aynı şeyler de var.

Bizim ana noktamız sosyal adaleti, barışı temin edebilmek için kulu kuldan da sağlığında, insanların huzurunda yani yaşadığı toplumun huzurunda onları razı, rıza etmek.

Görgü, görgü cemi aslı dar-ı didâr, özünü dara çekmek, insanlarla o manada birleşmek, bütünleşmek. Temel noktaları şu: senede bir kere yaparız. Bugünkü gördüğümüz manada on iki hizmetler aslında Perşembe cemlerinde yaptığımız, Abdal Musa cemlerinde yaptığımız veya Hızır orucunda cemde yaptığımızda on iki hizmetler olmaz.

Ayhan Aydın: Ne olmaz, neden olmaz?

Metiner Orhan: Belli şeyleri vardır. Hizmetler vardır. Süpürge içini temizlemedir, efendim çerağ her şeyde olur. Ama târık yoktur. Pençe-i aba da olur, tarık da olur. Bu manada onlar özellikle senede bir kere yapılan o görgü ceminde olur.

Ayhan Aydın: Mesela işte Kurban kesmeyle mi ilgili yoksa oradaki önemli olduğu için siz yani dar-ı didâr görgü cemi çok önemli, diğerleri önemsiz değil manasında değil.

Metiner Orhan: Hayır, hayır.

Ayhan Aydın: senede bir kere olduğu için bütün hizmetler anca kurban kesip görgü ceminde olabiliyor.

Metiner Orhan: şimdi şöyle; o kurban kesilir, cemaatin hepsi katılacak. Kimden veriyorsa verir ama genelde insanlar eşit verir. Düşkün olan o kurbana katılamaz. İbadete de giremez. Cemevine gelir kapısında yasını çeker. Musahibi de bağlar bu. İkimiz musahip olalım. Benim bir eksiğim olsun ben düşkün bırakılayım yaptığım hata nedeniyle ceza aldım diyelim biz ona. O ceza nedeniyle sen de kalırsın sen düşkün değilsin ama yasımı çekiyorsun benim. Senin hiçbir suçun günahın yok. Musahip de düşkün kalır değil, musahip yasını çeker onun. Ona katılamazsın gelirsin cemevinde dış kapıda da durursun, ibadetin içine giremezsin. Sorgu sualden geçemezsin, kurbana iştirak edemezsin, bu bir nevi bir yaptırımdır.

Ayhan Aydın: Evet, musahiplikte de musahip çiftler birbirini tamamladığı için, o ondan sorumlu olduğu için, şu mana var herhalde ki o dinin kurucuları, öncüleri bu düşünce ile hareket etmişlerdir diye düşünüyoruz. Yani sen onu denetlemedin mi biz pir huzurunda görgüden geçip musahip olurken siz yemin ettiniz. Birbirinizi denetleyecektiniz. Dolayısıyla musahibin bak böyle bir suç işliyor sen bunu engellemedin mi görmedin mi manasında herhalde değil mi?

Metiner Orhan: bir manada o ama bir manada ondan hiç haberi yoksa oradaki o olaydan onun hiç haberi yok ama musahip birbirini zaten otokontrolde tutar.

Hatta bunun en güzel net örneğini iki musahip arasındaki bir mendil ıslatılıp kuruyana kadar da birbiriyle konuşmamazlık etmeyecek. (Ben bunu annemden de duymuştum. Babası yani Kadir Şahintaş Dedem söylermiş, müsahiplerde küskünlük olmaz. Kapıda bir mendil kuruyuncaya kadar, küskünlük olur, onlar barışmalıdırlar. (Şiran Yeniköy) Ayhan Aydın) Çok kısa bir süre olur. Kışın geç kurur da iki saatte kurur da yazın beş dakikada kurur dersen neyse o ama onu o örnek olarak verilir bize. İki musahip birbirini şikâyet edemez. Yani gelip dedeye musahip musahibi şikâyet edemez. Dertleşir, musahiple beraber işte şu olay niye öyle oldu diye ben ona sorarım musahibine. O, doğruyu söyler. E niye müdahale etmedin ben yoktum veya vardım da benim sözümü dinlemedi gibi olaylar da olabilir söylediği gibi ondan haberi olmadığı olaylar da olabilir. Münakaşa etmiştir. Karşıdakini kırmıştır. O anda musahip orada olmaz zaten olmayabilir ama

Post geldi. O posta çıkmadan önce el ayak yıkanmış temiz abdest tarikat abdestini almışsın, çıkmadan önce anadan doğduğun manada elif üryan elif gibi olacaksın. Cemaate sorarız bu aile peygamber postuna çıkıp dua almak, görgü, sorgu, sualden geçmek istiyorlar hak mıdır? Burada demokrasi var halk jüridir. Ne derse o olur. Hayır, ben falan kişiden istekliyim yani şikayetçiyim. Onu sulh edeceksin ki posta çıksın dua alsın. Alevinin abdesti de odur. Nedir, sorgu sualden geçti, posta girdi, üç kere farklı manada duasını verdik. Son olarak da gönderdik. Şöyle birincisi, Allah’a niyaz ve secde. Dört noktaya niyaz, iyilik melekleri şahit olsun ki peygamber postunda Allah’a secde ettim, halkın huzurundan geçtim, pirimden dua aldım. Pirim, dedem, seyidim ne deniyorsa yöreye göre dua aldım. Bu posttan indin. Kapının dışına çıktın. Bir insan incittin, kırdın, döktün. Abdestin bitti. Kimseyi incitmedin, kırmadın, dökmedin bir sene abdestin var. Derler ya Alevinin abdesti alınmış namazı kılınmış demek nasıl abdesti alınmış, işte bu. Kul hakkı abdesttir. Yoksa her gün yıkan, yıkanıyoruz hepimiz. Yani için kirliyse veya haftada bir kirleniyorsun veya her gün yıkanamıyorsun onu fiziksel şeylere götürmez alevi. Tarikatın özü de budur, abdest, el suyu gelirsin dersin ki ben toplumun içerisinde bunu yaptım. Toplum da şahittir dersin. Bunu yapmayanlara bir defa duası verilmez.

Ayhan Aydın: Ya işte bunları, bunları dinliyorlar.

Metiner Orhan: Ve yapmıyorsa duası verilmiyorsa yapmış olduğu hatanın karşılığındaki suçun cezasını cemaat keser. Cemaat keser. Hatta sorarız yani bu konudaki görüşleri alırız ceza ne olsun? Tercümanı ne olsun? Tarikatça söyleyim. Mesela o suçu yapmış ondan hem özür dilesin hem bir kurban kessin. Öbürü derki özür dilesin, kurban kesmesin. Öbürü derki özür dilesin kurban kessin, bir de başka bir şey daha yapsın lokma getirsin. Bunları oylamaya koyarız sonunda görüşlere göre. Buradaki cemaatin çoğunluğu diyelim ki bir özür dilesin, kurban kessin dedi. Çoğunluk onu dedi fakat diğer görüşler de vardır. Hemen bir söyleriz biz. Cemaat burada bir kulun dahi katılmadığı, razılık vermediği hâl geçerli değildir. Bir kulun. Tekrar sorarım ben bakın cemaat, çoğunluğun verdiği karar bu. Bu karara uyuyor musunuz sizlerde diye. Bir tanesi ben uymuyorum dedi, istemiyorum der olur mu olur. O bir kulu dahi razı edeceksiniz. İşte hem sosyal adalet, hem barış hem demokrasidir Ayhan Bey.

Ayhan Aydın: Rızalık hani bizde bir ülkü vardır hani ülküden kasıt nedir? İleriye dönük insanların bir yaşam felsefesi yani geleceğe dönük bir düşünce hani rızalık şehri derler, rıza almak vardır, rıza alanların, rızalık alanların şehri, mutluluğa ulaşmışların şehri, gerçeğe varmışların şehri gibi bir şeyler de söylenir.

Metiner Orhan: Kur’an ayeti öyle diyor ki bize müminler, inananlar birbirleriyle kardeştir ve barışıktırlar.  Biz cemde sorarız. Küskün, dargın yoksa Allah eyvallah diyoruz dediler. Edep – erkân, sükût-u lisan, mümine nişan. Edep erkân, düzgün otur; sükût-u lisan, konuşma; barışık olduğuna dair razılık, rıza vermek için niyaz al niyaz ver. ….alırsın. ve biz sonrasında şunu söyleriz. Kul kuldan razıysa yüce Allah, Alemlere rahmet Muhammed Mustafa, İmam Aliyyül Murtaza, On iki imamlar cümlemizden razı rıza olsun.

Gönül huzuruyla ibadete girdim. Bunlar böyle konuşurken ki değil, konuşup ders verir gibi değil, tabii şu halimiz o olabilir ama bunu yürekten yapacaksın. O ibadetin aşklı olması lazım buna inanarak söylemen lazım. Ben mesela Allah eyvallahı duyduğum zaman toplumda hafif bir gevşeme vardır yarısı söylemiştir yarısı söylememiştir. Razılık rıza verdiniz Allah eyvallah diyenlerinizin yarısının sesini duymadım cemaat dediğim zaman bir uyanırlar yani o zaman tekrar. Allah eyvallah diyeceksin ibadete gireceğiz. Yani o Allah eyvallah razılık rıza o şehre girmek için yapılan.

Ayhan Aydın: Bir de semahımız var onu da geçmeyelim. Oniki hizmetten birisi ama semahta o gönüllerin coşkusuyla yüce yaradana varmak için böyle güzel bir şey olmaz dünyada.

Metiner Orhan: şimdi, zikir demek, Allah demek, ne şekilde dersen, vücut hangi haliyle söylerse yapılırsa o makbuldür. Güzel ibadetlerle muazzez peygamberimize yapılanlarla o kırklar bizim kırklar veya ashab-ı kiram diyor her neyse. Onlarla yaptığı ibadetlerde Allah, Allah denirken Ebuzari Gaffari  kalkıyor içinden geldiği gibi Allah, diyerek dönüyor. O dönmenin bugün şekli makamı, yöresi farklı olabilir ama orada dediği şey Allah diyerek yürekten aşkla Tanrı’yla birleşebilme gayesiyle dönme. O olmazsa olmazı olduğu yer cem ibadetimizin mihraçlama kısmındadır. Mihraç âlemler rahmet Muhammed Mustafa’nın muazzez peygamberimizin yaradanıyla buluşup doksan dokuz bin kelâm danıştığı çok ister peygamberimiz yaradanımla ben konuşsam bunları söylesem, diye. Yani o kadar ister ki artık Cebrail A. S. gelir der ki yaradan istiyor, sen çok istedin gel. İşte Mekke’de Mescid-i Aksa’ya geliş, yürüme, semahta da bir ağır kısım vardır yürüyüş. Mescid-i Aksa’dan Kabe’ye çıkma. Cebrail (A.S.) orada bırakıp yaradanının katına çıkıp, doksan dokuz bin kelam danışıp, ne konuştu ne danıştı bilmiyoruz, geldi. Geldiğinde de döndü kendiyle beraber ibadet edenlere kırklara ve dedi ki orada kapıdan kimse Muhammed Mustafa içimizde çok. Bir daha söyledi. Ben sizden kullardan biriyim dedi kapılar açıldı. Tevazu, mütevazı buradaki her şey insanın hem ruh haliyle hem fiziksel haliyle tanrıyla bütünleşirken iyi insan olma, ahlaklı insan olma topluma örnek olabilme yani çok iyi Alevi iyilik Alevilerin tekelinde değil Ayhan’ım.

Her semavi dinde semavi din olmayan inançlarda Budizm’de Taoizim’de iyi insanlar var. Ama bizimki şuna uygun işte ölmeden önce bekabüllah dediğimiz ölmeden önce ölme o kefenin altına girip sorgu sualden geçebilme yani musahip olurken ben bu dünyada öbür dünyaya da giderken çok net bir şey söyleyeyim küskün, dargın veya kul hakkı almış insanın cenazesine gidilir. Neden gidilir? Allah onu teslim almış, şeytan bile elini çekecek, işi bitmiş, sorgu suale girecek. Biz dedeler de gideriz. Ama toplumda sıkıntılıysa ben öyle söylüyorum düşkünse, duası dede tarafından verilmez,  el vurulmaz. Çünkü orada sorulacak şeyi sen burada bir yerde riyakârlık onu yapamayız.

 

Ayhan Aydın: Peki güzel dedeciğim, gül yüzlü dedem, hep sembollerle konuşuyoruz, bunlar hep sembol, sembol dediğimiz nedir? Yani bir olay vardır, bir olgu vardır, bu olay ve olgunun izdüşüm olarak yansımaları vardır. Onu örnek alarak bugüne getirmeleri vardır. Uygulamalar vardır daha doğrusu. Şimdi biz bir dinden bahsediyoruz. Bir inançtan bahsediyoruz. Bir yoldan tarikattan bahsediyoruz. Bir peygamberden, Hz. Ali’den bahsediyoruz. Kırklar meclisinden bahsediyoruz. Ocaklardan bahsediyoruz ve o günden bugüne gelen ciddi bir yapıdan bahsediyoruz. Şimdi insanlar bu inanç içerisinde eğer ki ne aradığını bilirse sonsuz bir huzur ve mutluluk içerisinde o yolunu sürdürür. İşte biz de sizlere bizlere düşen işte televizyonumuza düşen bunların yaşanan olgular olduğudur. Yani bunlar soyut, tarihte kalmış ve Hz. Muhammed efendimiz işte Kırklar Cemi diye bir söylenti varmış, olmuş mu olmamış mı belli değil, yok Hz. Ali ile Muhammed Mustafa musahip olmuş, oldu mu olmadı mı belli değil, yok Kur’an-ı Kerim’de bunlar varmış, var mı yok mu belli değil, diye şüphe düşenler, yolumuzu kirletenler, ikilik perdeleri çekenlere karşı bunların daha fazla dile gelmesi lazım. Alevilik yaşanan bir inançtır. Alevilik, sadece kitaplarda, tarihte belli bir zaman diliminde kalan bir şey değil ki. Bütün bunları bilenler yaşıyor, bunların çocukları, torunları yaşıyor, yani sizin bu güzel anlatımlarınız, yerli yerine oturtmanız, ama biz geleceğe doğru bir perde açarsak bugünün cem evlerine çok görev düşüyor, dedelerime görev düşüyor. Daha doğrusu görev hiçbir zaman azalmamış ki o zaman daha zormuş şimdi yine de biraz zorlukları azalmış olsa da ne diyor Hz. Ali efendimiz “yendim yendim her şeyi yendim de inkârı yenemedim” demiş. İnkârcılar var sevgili dedem, nankörler var. Şu gerçekleri elinin tersiyle itenler var, Alevilik inanç değil diyenler var. Sizin, ne güzel anlattınız, bunlar masal, hikâye, safsata, diyenler var.

 Metiner Orhan: Şimdi Ayhan’ım burada tarihe iyi bir bakmak lazım. Bazı şeyleri tarihle hesaplaşmak değil, tekrar bir takım şeyleri kanayan yara haline getirmek değil, olayları doğru anlamak lazım. Din, inanç, ibadet, insanları iyiliğe, güzelliğe getirmek ama sormadığın ya da sormasan da bu manada söyleyeceğim tarihin gerçekleri Anadolu Selçuklu’yu kuran, Büyük Selçuklu’yu kuran, Osmanlı’yı kuran Alevi-İslam inancının temel noktasındaki Ehl-i Beyt soyu. Bunları sayarız, sen de ezbere biliyorsun. Biz nereden başlarız, Mekke’den Medine’den Horasan’dan, Türkistan’dan efendim Türkiye’den, Balkanlar’a kadar, Macaristan’a kadar giden bu Ehl-i Beyt soyu yaymış. Bunlar kolay değil ama tarihte yaşadığımız bir Yavuz dönemi var. Yavuz döneminden sonra katliam, toplu katliam var, Kuyucu Murat Paşa ve onun gibiler var. Kayıtsız şartsız, kellesini vurun dediği bir toplum var; Kızılbaş, Alevi toplumu var. Bir şey daha yapılmış, bundan sonra bu topluluğun mezhebi Hanefilik’tir denmiş ve ona göre kitaplar yazdırmışlar insanlara. Bu kitaplar Allah’ın Kur’an-ı değil. İnsanların yazdığı kitaplar. O çağda yazdıkları bugün çürüyor. Allah, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğini kabul eden, şerri Allah yazmaz dedik biz yıllarca. Şerr Allah yazmaz, şerr senin beynindeki şeytan. İblisin kovulup da işte ona niye farklılık verdin bana biat et diyorsun için İblisi kovdu. Ben ona akıl verdim, diyor. Ben o akılla uğraşayım, şeytan uğraşıyor. Öyleyse işte o günden beri ders kitapları olarak kondu bunlar, kaç yaşındaki çocuk 10 yaşındaki çocuk bunu okuyarak geliyor. Hele din, din kitabıysa olmazsa olmaz, mutlak doğrudur,  değildir mutlak doğru diye. Ben bir çarpıcı örneğini vereyim. Yani o zaman ben ortaokula gidiyoruz, namaz öğretiyor din dersi kitabında. Olmazsa olmaz iki ayet söylenmeden namaz fasıktır yani o namaz geçerli değil. Sübhaneke ve Amentü billallah. Ne zaman ki yıllar sonra ben Kur’an-ımızı okuyup tam böyle sübhaneke de yok Amentü billallah da yok. Ama bize dediniz ki siz yani onu çürütmek manasında söylüyorum. Bu iki ayeti söylemezsen namazın geçerli değil. Kitaplara yazdılar bize de öğrettiler. Bu şekilde insanların beyni dolduruldu.

Biz bugün diyoruz ki yani peygamberimizin yaşadığı, Hz. İmam Ali’nin yaptıkları bunlar, hikâyelerdi. O zaman sizin kaynaklarınızda hikâyeler. Ben Kur’an ayeti soruyorum. Peygamberimizin uygulamasını hocaların hocası Ebu Hanife’nin hocası kim, Muhammed Bakır, birinci hocası Muhammed Bakır, ikinci hocası asıl noktada öğrendiği neyi öğrendi İmam Cafer-i Sadık’tan Kur’an-ı öğrendi. Bunları öğrendi Ebu Hanife. Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış muhterem zatımız var. Yaşıyorsa Allah selamet versin, göçtüyse Allah rahmet eylesin. Kitabında şunu yazıyor. Büyük İslâm İlmihali kitabında yıllar önce okudum. Numan-ı İbn-i Sabit Ebu Hanife’nin babasıdır. Numan-ı İbn-i Sabit Hz. İmam Ali’nin evinde hizmet etmiştir. Evden çıkmamıştır. Numan-ı İbn-i Sabit, ailesine, hanımına, çocuklarına şunu vasiyet etmiştir. Hz. İmam Ali’nin evinden dışarı çıkmayın. Ebu Hanife dediğimiz zat bu. Bunu mezhep diye bize getirdiniz, bize dayattınız. Biz mezhep yok, dedik. Varsa hocaların hocası İmam Cafer-i Sadık ve Caferî mezhebi dedik. Ama mezhep yoksa ne var dedik Kur’an dedik. Siz farklı ne söylediniz bizi götürdünüz bir adrese.  60’lı yıllara kadar nüfus cüzdanının arkasında mezhep yazılıydı. Böyle bir ülkeden geldik. Yani tarihten geldik Yavuz ile beraber biz. Kaynaklarımız zaten ne kaynağım olacak konuşamıyorsun. Konuşturulmuyorsun. Kendi yazdıkları kitapları kendileri de inandılar. Nedir, Allah şer yazar, Allah şer yazmaz. Rahmandır, rahimdir, âlidir, izzettir, velidir, cömerttir Allah. Sana makam verecek, iyilik verecek, sana servet verecek, zenginlik verecek, seni sakat yapacak, öbürünü hapis yatacak, çile çektirecek, böyle bir Allah yok. Allah, Kur’an-ımız da öyle diyor zaten Allah şunu yapma, bunları yapın, aklınızı kullanın diyor. Bir ayet söyleyeyim. Çok nettir. Çarpıcı bir örnek, İsra suresi 23. Ayet. Bunun neresini yorumlayacaksın. Biri veya ikisi yanınızda yaşlandığı zaman ananızın, babanızın yanında of demeyin. Ananın babanın sözünü dinle. Of deme. Dışarıdan geldin, kapıyı açtı, helalin hanımın, eve gelince rahatlıyoruz ya of be dedik, içeride de hasta anan baban yatıyor acaba çok mu ağır geliyorum bunlara diye üzülür diyor. Kur’an bunu söylüyor sen bana bunu mezhep olarak neresini getireceksin yani. Yani benim aklım da alıyor. Okuduğun zaman Kur’an-ı her konuda ayet var. Her konuda soruyla beraber ayet var Ayhan’ım.

 Ayhan Aydın: Ne güzel anlatıyorsunuz evet dedem kısa bir aramız var.

Dostlar bizden ayrılmayın. Evet, dostlar Metiner Orhan dedemizle birlikteliğimiz devam ediyor.

Programımızın bu son bölümünde sevgili dedem bu tarihi ve inançsal değerlerimizin bugün nasıl yaşadığına bir bakalım.

Sizler gerçekten birçok yöreye giden cemler bağlayan, cemler yürüten bir dedesiniz. Posta oturan, bağlamasıyla, sözüyle, dualarıyla bu geleneği yaşatan bir insansınız. Geleneği yaşatanlardan birisiniz.

Ne güzel bir duygudur. Peki, gittiğiniz yerlerde ya da şu anda bulunduğunuz İstanbul, Tekirdağ, Karadeniz boylamlarında İnsanlarımız nasıl yaşıyor? Alevilik yaşıyor mu gerçekten yaşatılıyor mu?

 

Metiner Orhan: Şimdi Ayhan’ım senin de söylediğin manada hemen hemen Türkiye’nin her yöresine inanç, ibadet, kurban, görgü hizmeti nedeniyle çağrılıyoruz. Biz de yolumuzun hizmetkârıyız. Bunu aşkla yapıyoruz.

 

Ayhan Aydın: Bu arada yaş kaç oldu dedem?

 Metiner Orhan: 64. 50 senedir fiili olarak 14 yaşında başladım, hiç de bırakmadım. Şehirleşme sürecinde bazı şeylere uğradıysa da hem aile olarak hem de gene de taliplerimiz işte senin söylediğin manada mürşitlik noktasındaki taliplerimiz bırakmadılar. Biz de bu hizmeti o günden beri aşkla ve yolumuza hizmet manasıyla yaparak götürmeye, sizlere de lâyık olmaya çalışıyoruz. Temsil ediyoruz. Alevilik ciddi manada artık ortada değeri yükselen değer sen de yaptığın o. İnsanlarımıza hem moral motivasyon hem örnek olmak açısından hem de çok ciddi manada Ehl-i Sünnet arkadaşlarımız komşularımız var. Onlar da dede diyerek programları izliyorlar, cemlerimizi izliyorlar. Ne mutlu ki şu söyleyelim biz Türkiye’miz açısından. Biz dediğim gibi murat veren murat istenen dua veren kapıyız. Güzel şeyler söyleyeceğiz.   Gerçeklerini de söyleyeceğiz, söyledik de. Muharrem oruçları tutuluyor. Ehl-i sünnet kardeşlerimiz cemevlerimize geliyorlar. Bir süre önceden çorba diye yapıp dağıtıyorlardı, ne manaya geldiğini bilmiyorlardı. Şimdi muharrem ayının orucunun tamamlandığından itibaren o aşuranın kurban niyetine, o kurban da biliyorsun Hz. İmam Zeynel Abidin’in ikinci adem yani ademi sani Ehl-i Beyt soyunun devam etmesi manasına şükran kurbanımız. İlla kurban şartı değil, aşure de o manada insanların lokma olarak dağıtılıyor, veriliyor. Onu biliyorlar. Hatta gene Türkiye’mize insanlık güzellikler adına olsun ki muharrem ayında çok ciddi manada Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz cemevlerimizde lokma veriyorlar. Hatta devletimizi temsil noktasındaki kaymakamlarımız, vali yardımcılarımız lokma veriyorlar. Oraya mülkî erkânın insanlarını çağırıyorlar. Aileleriyle beraber geliyorlar. Tabii birlik beraberliğe ihtiyacımız var, bizi iyi anlatıp ki senin bu programını ve seni çok takdir eden ve seven bir yaşça abin sen çok inançlısın, deden olarak da çok büyük hizmetin var yaptığın programla. Böyle nasıl ifade edeyim, parayla pulla değerle şeyi yok. Bir topluma hizmet ediyorsun yıllardır. Maddi manevi her türlü zahmet sıkıntılara rağmen. Hayatın gerçekleri bunlar. Ama bunlar taşlar yerine oturuyor, tabii Alevilik ciddi manada görgü cemleri ve kul hakkı sorgulanması itibariyle Karadeniz bölgesi komple yaşıyor.

 Ayhan Aydın: Ne güzel, ne güzel, ne güzel

 Metiner Orhan: Tarikat yaşıyor, Aleviliğin tüm inanç noktasındaki günleri, bugün Hızır orucunu tutuyorlar, kurbanlarını keserler cemevlerinde yoksa hemen hemen çok yerlerde artık cemevimiz var. 2600 kusura çıktı cemevi sayısı. Her bölgede ihtiyaç ciddi de bir ihtiyaç evlerden çıkarabildik insanlarımızı. Sen de biliyorsun İç Anadolu bölgesi Tokat’ın çok ciddi manada Amasya’nın, efendim Tokat’ın belli yerlerinin insanları, Ankara’nın tarikat musahibin olacak, tarikata gireceksin, kul hakkından sorgulanacaksın, arınacaksın, rahmete göçtüğün zaman da kul hakkından arınmış olarak gideceksin. Onun takdiri yüce yaradanındır ama benim bildiğim şudur: bu dünyadan kul hakkından arınmış gidenin sıkıntısı olmaz. Bu var, yaşanıyor, ciddi manada devam ediyor, hatta şehirlerimiz artık şu veya bu nedenle yurtdışına ve İstanbul’a gelmiş 60 senelik göçer halde yaşayan şehirleşmiş düzeyde yaşayan bir toplumumuz var. Bunlar buralarda yapabiliyor muyduk, yapamıyorduk. Önce cemevini yaptık. Önce insanlarımızı cemevimize çektik. Şimdi ciddi manada diyorlar ki görgülerimiz olsun, musahibimiz olsun, 60 yaşına gelmiş insanın ben programın için geldim, bir haftadır Bursa’dayım, buradan da kendisi de dede, oradaki insanların kurbanları vardı, 60 yaşındaki bir tane talibim şunu dedi, dedem dedi ne olur gözün keserse bana bir musahip bul, sıkıntısıyla yaşıyor. Tabii bu siparişle olmuyor ama insanlar arayış içerisinde. Yani, şehirleşme düzeyinde işte bu taşlar da bu programlarla beraber yerine oturacak. Biraz sabredeceğiz, biraz hoşgörülü olacağız.

 

Ayhan Aydın: Dedem benim de senin de ikimiz neyse bu Rumeli’ye Balkanlar’a çok büyük sevdalarımız var, bizi de gerçekten çok yoğun izliyorlar. Dün akşam telefonla görüştüm Ali Naki Horasanî dedemiz vardı, rahmete kavuştu..

Ve şimdi biliyor musunuz sürekli Barış izleniyor, Cem izleniyor oralarda…

Sizler de sevgi dolusunuz o bölgeye göre, Bulgaristan’a gittiniz, Veysel Bayram’la diğer dostlar, orada güzellikler gördünüz. Herhalde sizin de birkaç cümle söyleyecek sözünüz vardır.

 

Metiner Orhan: Onlara kucak dolusu selamlarım vardır. Oralar benzersiz yerlerdir. Ali Naki Horasi’nin devri daim olsun…

Ege de öyle, Akdeniz de öyle, bu cemevlerimizde yani şehirleşmiş düzeydeki insanlarımız Anadolu’dan gitmiş oralara, ben ciddi manada 15 senedir 50 senedir yapıyorum ama 15 senem çok yoğun en iyi bilen sensin. İnsanlar bu manada istiyorlar gidiyoruz, buna mutlu oluyoruz.  Niye bize kendini bilen insan yapmak istediği kendi ibadetini özgürce yapan ve o manada artık huzura kavuşan toplum olursa ülke sağlıklı olur. A, B diye toplumu ikiye ayırırsan, bugün sıkıntılarımız var ama inşallah onu da aşacağız. Yani hala Alevi toplumu 3000 cemevi varsa da dedesine oradaki hizmetine o cemevinin bütçesine halkın kendi verdiği destekle ayakta durmaya çalışıyor.

 Ayhan Aydın: Evet, çok teşekkür ediyoruz, var olun, sağ olun, güzel zevkli ama verimli, içerikli bir söyleşi oldu. Çok çok teşekkür ediyorum sevgili dedem.

 Metiner Orhan: Ben de başta sana, tabii Barış Televizyon çok teşekkür ediyorum. Ali Rıza Bey, Barış Radyo’dan itibaren bu yola, bu inanca çok hizmet veren bir isim oldu.  Bugün manasına, orucunu tutan tutmayan önemli değil tüm insanlarımıza, Hızır orucunun ikinci günü, bu manada cemevlerimize ibadet yapanlara, kurbanı olanlara selam olsun.

Yüce Allah’ımdan, tüm insanlığa iyilik ve güzellikler adına ne varsa vermesini diliyorum.

 

Ayhan Aydın: Sevgili dostlar, yolumuz yaşıyor, inancımız Alevilik, Bektaşilik dediğimiz bu kutlu yol dünyanın dört bir tarafında yaşanıyor.

Hızır cemleri yapılıyor, Hızır oruçları tutuluyor. Nevruzu bekliyoruz, nevruz günleri geliyor, Hıdrellezimiz geliyor, hep bir coşku içerisindeyiz, mutluluk içerisindeyiz, biz karamsar insanlar değiliz. Aydınlıklar içindeki aydınlık insanlarız. Dünyaya aydın gözlerle aydın yüzlerle bakıyoruz. Ne güzel ki böylesine Ehli Beyt’in yolundan giden değerleriyle yaşayan bir topluluğuz. Ne güzel ki böylesine güzel bilgili dedelerimiz var, babalarımız var, yazarlarımız var, onlardan yolumuzun, değerlerini, kurallarını, tarihini, sorunlarını, sorularını ve çözümlerini tabii bu arada alıyoruz.

Yeni programlarda buluşmak dileğiyle ben de sizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Barış Televizyonunun emektar çalışanlarına çok teşekkür ediyorum.

Hoş çakalın diyorum.

 Not: Bu konuşmanın deşifresini yapan çok sevgili HATİCE ÜZMEZ’e çok çok teşekkür ediyoruz.

Onun ve Metiner Orhan Dedemizi çok mu çok seven sevgili Prof. Dr. Armağan Elçi’nin önü her daim açık ve aydınlık olsun…

 

METİNER ORHAN DEDE HAKK'A YÜRÜDÜ...

Ayhan Aydın 1950 Malatya Arguvan Kuyudere (Mineyik) Köyü doğumlu, İmam Zeynel Abidin Ocağı Dedelerinden Metiner Orhan, 17 Ocak 2018 Çarşamba günü Hakk'a yürüdü. Metiner Orhan, CEM Vakfı Çorlu Cemevi başkanlığı görevinde bulunmuş, 2002-2004 yılları arasında Cem Vakfı Genel Müdürlüğü yapmış, Cumhuriyetçi İş Adamları Derneği’nde (CUSİAD) çalışmış, İstanbul ve Anadolu'nun farklı yerlerinde uzun yıllar boyunca cemler yürütmüştü. Metiner Orhan Dede, 19 Ocak Cuma günü, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alibeyköy Cemevi'ndeki cenaze erkanından sonra Küçükyalı Mezarlığında dualarla son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze merasimlerine; ailesi, sevenleri, Cem Vakfı kurucu ve yöneticileri, dedeler, ADO Başkanı Doğan Bermek, Sanatçı Muharrem Temiz, Çorlu'dan Muzaffer Birdal, Kevser Koçerdin gibi isimler katıldı. Yaşamında ABD’ye uzanan çizgide ticaretle de uğraşan Metiner Orhan, son otuz yıldır Alevilik konusundaki çalışmalara ağırlık vermişti. Şahsen uzun yıllar birlikte çalıştığımız Metiner Orhan Dede, “Eski Dedelerin” yolundan giden, “Geleneği Yaşatan” inanç önderlerinden birisiydi. Devamlı koşuşturan, mücadele insanı olan Metiner Orhan Dede, Cem Vakfı’nda çalıştığı dönemde de yine aynı şekilde genel müdürlük dışında, cemler yürüten, şubelerin sorunlarıyla ilgilenen, özellikle Karadeniz bölgesi, Trakya ve Balkanlar’da da geleneğin yaşaması için çaba harcayan bir isimdi. Cem Vakfı’nda uzun yıllar birlikte çalıştığımız Basın Halkla İlişkiler Birimi’nden Sayın Dilek Karagöz’le de paylaştığımız gibi, aslında özü itibariyle candan, yapıcı, ikiyüzlü olmayan bir kişiliğe de sahip olan Metiner Orhan Dede’yle birçok radyo ve televizyon programım da olmuştu. Bilgi birikimi kadar, anlatma kabiliyeti de olan Metiner Orhan Dede’nin Cem Vakfı’na hizmetlerinin çok olduğunu söylemeliyim. Sevgili dedemizin devri daim, menzili mübarek olsun, ışıklar içinde yatsın. Hizmetleri Hakk katında kabul-u makbul olsun... Alevi kamuoyuna, muhabbet ehline saygılarımla...

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Ayhan Aydın Etkinlikleri

Mayıs 2019
P S Ç P C C P
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2

Üye Ol,Giriş Yap

Kimler Sitemizde

26 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi