Son Yorumlar

  • CELAL BEKTAŞ

    Hıdır Hoca 09.12.2014 20:52
    "EHLİBEYT, ON İKİ İMAMLAR ve EVLADI RESUL kavramlarını karıştırmamak gerekir" dersem inşallah haddimi ...

    Devamını oku...

     
  • Akyazılı Sultan

    melih hasan tezol 07.12.2014 18:40
    Ne diyeyim ancak bu kadar güzel olur.

    Devamını oku...

     
  • Kurucu Ahmet Sultan

    free reverse phone 03.12.2014 02:32
    Mobile number search And this Ruling itself grew to be a Precedent, and also the Actual Settler framed ...

    Devamını oku...

     
  • İRAN GEZİSİ

    Hüseyin 21.11.2014 20:58
    Sayın Aydın,sizi televizyonlarda n iziyorum ve çok takdir ediyorum.Bilgin ize yumuşak üslubunuza,anla ...

    Devamını oku...

     
  • NAİLİ BORATAV

    Zerrin Boratav 10.10.2014 09:32
    Pertev Amca ve Hayrünnisa Yengemiz ile yaptığınız bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

    Devamını oku...

HAMDİ ATEŞ (ALEVİ HOCASI)

HAMDİ ATEŞ (HOCA)

(KEÇEÇİ BABA OCAĞI – YENİSU KÖYÜ / TURHAL / TOKAT,  1950)

 Ayhan Aydın

 Önce  sizi tanıyalım.

Tokat-Turhal, Yenisu köyündenim. 1950 doğumluyum.

Çocukluğunuz  orada mı geçti?

Çocukluğum Yenisu köyünde geçti. Sonra Turhal’a taşındık, orada 10 yıl kaldık. Sonra inşaatlardan, sigortadan emekli oldum.

Çocukluğunuzun geçtiği yer, Alevi/Bektaşi köyü. Halk, kendilerine Alevi diyordu. Bektaşi  kelimesi geçiyor muydu?

Bektaşi’yiz, Keçeci Baba’ya bağlıyız. Dedelerimiz Keçeci’den gelir. Oraya bağlı talipleriz.

Keçeci Baba hakkında neler anlatılır? Kimdir Keçeci Baba?

Keçeci Baba, Gülahu Baba Sultandır. Keçeci Sultan, Hoca Ahmet Yesevi dergâhındayken, Hacı Bektaş Veli babalarına, 99.000 erene, hizmet için dediler ki, “Herkes Anadolu’ya gidecek, Rum erenlerine iştirak edecek.” Hacı Bektaş Veli, kapısının önündeki ökseye kara dut atmış. Keçeci Babanın kapısının önünde de mozaik bir taş vardır, ona atmıştır. Taşı bulduğu yerde bir bina yaptırmaya teşebbüs etmiş. O yöreden de kervancılar geçermiş. Bir kervancıya diyor ki, “Baba sultan, ustalarıma bir şeker verin de, ekmelerine katık yapsınlar.” Ama kervancı şeker yerine, şeb veriyor. Kervancılar nihayet geliyorlar, İstanbul ya da Amasya’ya (Elimde bir belgem yok. Söylenceye göre konuşuyorum.). Yüklerini bir açıyorlar ki şeb; “Yavrularım ben sizi şekere gönderdim, niye şeb getirdiniz?” “Biz  şeker yüklettik, ama yolda bir derviş bina yapıyordu. Şeker istedi, şeb verdik.” “Gidin onu getirin” diyip, jandarma gönderiyorlar. Adamlar dervişi  incitiyorlar. Köyün altında bir Sancı Tüneli var, oraya gelince atlar sancılanıyor. Dervişe diyorlar ki, “Biz inanmadık, ama bize bir çare bul.” “Şu pelit ağacını dolandırın, atlarınız iyi olsun. Siz gidin, ben de geliyorum” diyor. Nihayet atları iyi oluyor.

Saraya dönüyorlar, padişah huzuruna varınca, padişah onun gerçek bir er olup olmadığını anlamak için, dış kapıya ekmek, iç kapıya da bir Kur’an koyduruyor. “Buyur” diyor, derviş “Geçmem” diyor. “Bu, başımın tacı, bu da dinimizin anayasası Kur’an. Bunları al geçeyim.” Nihayetinde ekmekle Kur’an’ı alıyor, geçiyor. Buna bir kahve getiriyorlar. Kahveyi getiren şaşırıyor, tatlı kahveyi Keçeci Sultan’a, ağu olanı da padişaha sunuyor. Keçeci Sultan padişaha, “Onu içemezsin, o benim hakkım.” diyip, elinden alıyor. Kahvelerini içiyorlar, zehiri şahadet parmağından fincana aktarıyor. Padişah anlıyor ki O gerçek bir er. Diyor ki, “Bir keçi getir de odanı bir süsleyeyim. Benden bir hatıra kalsın, padişahım.” El kadar bir yün getiriyorlar, odayı güzelce süslüyor. Keçeden süs yapıyor. Padişah, “Amma Keçeciymişsin” diyor, o zaman adı Keçeci kalıyor.

Esas  ismi; Şah Mahmud-u Veli Sultan’dır. 8. göbekten İmam Rıza evlâdıdır. Hacı Bektaş Veli de, 5. göbek Musa-ı Kâzım evlâdıdır.

Bizim köye irşâd etmek için geliyorlar. Köyün ismi o zaman Serpin’di, yeni ismi Yenisu. “Siz küffarsınız, ama Müslüman olacaksınız” diye hitap edince, “Nereden belli senin er olduğun? Biz susuzuz, şu kayadan bir değirmen  su çıkarırsan, sana biat eder, inanırız.” diyorlar. Asasını kayaya sununca, oradan bir değirmenlik su akıyor. Oraya şimdi Gözderesi Baba derler. Hâlâ su akar ve her sene tören olur.

 Ne zaman oluyor?

9. aylarda Yenisu köyünün törenleri vardır.

Keçeci Babanın da törenleri var mı?

Keçeci Baba törenleri sonra oluyor. Bizim köyde dede yoktur, herkes Keçeci’nin talibidir. Aziz Baba talipleridir. Aziz Baba, Keçeci’nin torunudur.

Aziz Baba ne zaman yaşamış?

Eskiden. Şah Mahmut Veli’nin torunu, büyük evlâdının oğlu, Kızılalma’da yatar. Amasya’dan görevli olarak Rusya’ya harbe gidip, orada şehit düşüyor. Aziz Baba’nın Türbesi, şimdi oradadır.

Aziz Baba’nın babası kimdi?

Ali Haydar Padişahi derler. Keçeci Baba’nın da oğludur.

Ali Haydar’ın oğlu mu, Aziz Baba?

Evet. Onun da törenleri olur. 7 Eylül diyorlar. Benim bildiğim, Aziz Baba’nın oğlu yok.

Gözderesi Baba bunların bir şeyi mi?

Bunların  nazargâhı. Keçeci’ye hizmet eden Kadınartı türbesi de var, ama kim olduğunu bilmiyorum, yeterli bilgi  yok.

Gözderesi Baba, Keçeci’ye mi hizmet etmiş?

Evet.

 

Onun talibi mi?

Evet.

 

Sizler, Keçeci Babaya bağlısınız. Kimler geliyor? Aklınızda dedelerin isimleri var mı?

Keçeciler; Mehmet Eraslan, Hasan Eraslan, Bahçelievler’de Kâzım Kaya.

 

Erarslan Doğanay?

Onlar bu ocağa bağlı değiller. Onlar, Rüstem Babacı.

 

Bektaşi babası mı?

Bektaşi babası değil. Onlar, ona baba derler. Rüstem Babaya bağlılar.

 

Başka kim var?

Hasan Doğanay... Onlara bağlı, Zile’nin 3-5 köyü var.

 

İsimleri aklınızda mı?

Evet.  Acısu, Üçkaya, Karacaören, Kuzalan, Karşıpınar... Bu 3-5 köy, Bektaş Babaya bağlı. Türbesi Karşıpınar’dadır.

 

Onlar Bektaşi değillermiş, ama baba diyorlarmış. Rüstem Babaya bağlı (Ersaslan Doğanay da oraya bağlı)  4 köy saydınız. Başka  var mıdır?

Vardır tabii. 40 köyü biliyorum.

 

Oralardan bildiğiniz, bir tanıdığınız var mı?

Karacaören’in cem evi var burada. Kışın cemlerini yürütüyorum. Onların dernek başkanı İlyas Bey var. Size Karacaören’in telefonunu  vereyim, oradan öğrenebilirsiniz.

 

Bunlara Babacılar dedik, Zile’ye bağlı köyler. Peki sizinki?

Keçeci’ye bağlıyız ve biz dedeciyiz.

 

Sizin dışınızda hangi köyler Keçeci Baba’ya bağlı?

Tokat-Turhal ilçesine bağlı Migril, Dazımana, Dervençi; Erbaa’ya bağlı Sokutaş, Serkis; Tokat’a bağlı Kızılköy, Oktap, Oğulcuk (eski ismi Varu); Amasya’ya bağlı Karataş, Bayat, Himik, Böğke, Girap... Alevi köyü oralarda çok, ama Bostan Kuluna bağlı olanlar da var.

 

Bostan Kulu, ocak mı?

Ocak. Zemheri ayında bostan yetiştirdiği için Bostan Kulu demişler.

 

Bostan Kulu nerede?

Turhal civarında. Ama onun türbesini bilmiyorum. Bostan Kululu Aşık Semai vardı. 1997’de hanımıyla beraber kaza yapıp, öldü.

 

Vefat etti demek? Duymadık, Hak rahmet eylesin. Bostan Kulu Ocağına bağlı köyler hangileri?

Bostan Kulu Ocağına bağlı 3 köy var Turhal’da; Yeşilalan, Eskiköy, Hallıalan. Fedai Baba, Keçeci Baba’nın evlâdıdır. Yatırı, Keçeci Baba’nın yanındadır.

 

Tokat’ın içinde mi?

Fedai Baba Amasyalı, Amasya’da yatıyor. Keçeci Baba’nın, Deruni Babası var. Ona bağlı, onun yatırının yanında. Arifoğlu, Tokat’ın Kızılköy’ünde yatıyor. Tokat’ın 7-8 km. yakınında.

 

Arifoğlu ozan mı?

Ozan.

 

Amasyalı Fedai Baba, Amasya’nın içinde mi?

Amasya’nın  Ebemi köyünde.

 

Keçeci Baba, Turhal’ın içinde mi?

Erbaa’nın Keçeci köyünde yatıyor.

 

Keçeci Baba Ocağından olup, bu ocağın yolunu süren dedelerden bildiğiniz kimler var?

Mehmet Erarslan, Hasan Erarslan, Salih Kaya, Kâzım Kaya...

Kâzım Kaya, Bahçelievler’de oturuyor, benim dedemdir. Çok muazzam, çok güzel tarikat aşığıdır, çok bilgisi vardır.

 

Kaç yaşında?

35-37 yaşlarında. Bu yaşta, bu bilgi. Saz çalar, beyitleri muazzamdır. 200 tane beyit vardır kafasında. Bir de Feyzi Erarslan var, tanıdıklarım bunlar.

 

Siz küçükken, köyde cemler oluyor muydu?

Oluyordu. Yenisu köyünde, ceme hâlâ devam ediyoruz. Cem evimizin temeli atıldı, kabası yapıldı, ama sıvası, kapı bacası duruyor, yapamıyoruz.

 

İnşallah bir Hızır yetişir. Bu, derneklerin, vakıfların görevi. Cemler nasıl yürüyordu?

Gün gelince tarlaya tohum verir, ekeriz. Köyü toplar, birlik kurbanı keseriz. Köyün çürüğünü, çarığını, alacağını, vereceğini çıkarırız, herkes helâlleşir. Küskünler barışır, bir kurban alırız, sonra tarikata başlarız. Keçeci köyünden dedelerimiz gelir. Cuma akşamları cem evine toplaşırız. Evvelâ dede sorar: “İçinizde küsülü, küskün var mı? Yolda, yolakta, suda, sulakta bir kara, kin, hırs var mıdır?” “Var” diyenler barıştırılır, yoksa bu, ceme alınmaz. Sonra özümüzü bir eder, birlik duası yaparız. O duadan sonra, aşıklarımız 3 beyit söyler. Aşığın kelâmını dede babalar çözer, değerlendirirler. Üç beyit daha söyler, onu da muhabbet halinde dede, halka namazındaki cemaat çözer, değerlendiririz. Üç beyit daha söyledikten sonra kırklara, yani miraçlamaya başlarız. Ortada çerağ uyandırırız. Sonra kırklar semahı başlar. Zamanımız olursa, gönüller semahı yapılır, Hak için lokma yenir Kur’an okur, cemi bağlarız. Allah izin verirse, ertesi hafta yine aynı cemlere devam ederiz. Bizde küsülü, kinli, katil ceme giremez. Eline, diline, beline sahip olacaksın, felsefemiz budur. Dededen, babadan, küçüklükten beri devam ettiğimiz yol budur.

 

Cemlerde içki yoktur, değil mi?

Biz içki içmeyiz. Musahipsiz olanlar görev alamaz, On iki hizmetin birinden el tutamaz. Musahipli bacılar, kardeşler bu görevi yönlendirirler. Bizim cem geleneklerimiz bunlardır.

 

Musahip tutacaklara ayrı cem yapılır mıydı?

Yapılmazdı. Aynı ceme gelirdik. Yalnız musahip olmayan da lokma yemesin diye, bizde dâr vardır. Cenazenin dârını çekeriz.

 

Nasıl bir dârdır bu?

Bizde bir dâr kitabı vardır. Dünyada ne kadar dua, sena, On iki İmam Evlâd-ı Resul Ehlibeytin dualarından varsa, kendi isimlerinden bu yazılmıştır. Bir cenazeyi tabuta koyduktan sonra gelir, Kur’an okuruz. O akşam bir kurban keser, bu mevtanın dârını çekeriz. “Cenneti ihsan eyle, cümle günahlarını bağış eyle” gibi beyit duaları gider. Musahip olmayan kimse, bu lokmadan yiyemez. On iki kişi,  dâra durur. Cenaze namazı gibi ayakta okunur. Hoca diz çöker, altı bacı, altı erkek, temiz elbiseli, çarşaf serilir, seccadenin üstüne durulur. Bu dârdır. Ölüye yalvarmaktır. Burada, musahibi olanların dârı çekilir. Musahibi olmayanların dârı çekilse de yarım olur: 3-5-7 kişi, 12 kişiye çıkmaz. Bizim geleneklerimiz bunlar.

 

Musahip, yani ölüm dârında duaları kimler okuyordu?

Bilgili dedeler okuyordu. Eski yazıydı önceden. Şimdi ben bunları yeni yazıya çevirdim.

 

Sizde dâr kitapları var mı?

Bende orijinali var. Bizim yörenin dâr kitapları aynıdır. Tokat muhiti, aynı kitapla dârı indirir. Eski yazıyı bilmeyen dedelerimiz, hocalarımız, yeni yazıyla okurlar.

 

Dedeler cemde ne yapardı? Dedelerin cemdeki görevi neydi?

Dedenin tarikatı yürütebilmesi için, 3 duaz-ı imam, 3 kulhüvallahı bilmesi şart. Dedenin yürüttüğü sohbetler, Ali Aba Evlâd-ı Resul Ehlibeytten bu yana gelmiş geçmiş insanlarımız neler yapmış? İmam Hüseyin Kerbelâ’da nelerle uğraşmış? Nelere sabretmiş? İmam Hasan Efendimiz nasıl şehit olmuş? Şah-ı Merdan Ali El Murtaza nasıl şehit olmuş? Bize niye Alevi derler? Alevi görenekleri nelerdir? Eline, beline, diline sahip olmak nedir? Bu konularda gençlere öğüt verilir. Bacılara, kocalarına büyüklerine saygı, sevgi duymaları öğütlenir. Dedenin görevi, hep nasihatle geçer, sözünden de çıkılmaz.

 

Onun yanında yardımcıları, zakir saz çalar mıydı?

Bütün dedeler çalamaz. Bazen talip saz çalar, bazen de dede yanında kamber getirir, o yardımcı olur. Kim bilirse, dedeye o yardımcı olur.

 

On iki hizmet mi uygulanırdı?

Tam olarak On iki hizmet uygulanır. Delil duası olur, saka suyu dağıtılır, okunur.

 

Bu su niye dağıtılır? Bunun manâsı nedir?

İmam Hüseyin Efendimize Kerbelâ’da Yezit su vermedi, şehit etti. Saka suyunu, Kevser suyu,  yani İmam Hüseyin’in çıkardığı su diye, şifa için içeriz. Bu delilde, Kur’an’dan  Nur suresi okunur. Sonra delil, yani ışık yanar. Eskiden cereyan yoktu. Mum ışıklarında olduğu için bir ışık, ışıksız da hiçbir şey olmaz zaten. Yani ışık duaları yapılıyor, musahiplik oluyor.

 

Peki, pençeli var, o nedir?

Yedullah ayeti vardır Kur’an’da, bunu her dedenin bilmesi şarttır. Talibe pençe çalarken, bir seccade serdirir, üzerine diz çöktürür, (Arapça okuyor) “Ya Allah, ya Muhammet” der, talibinin sırtına elini 3 kere çalar. Şal kuşaklının sorduğunu nur kuşaklının da sorması gerekir diye, dedenin talibe bir nasihati vardır. Bu da nedir? Yıl abdesti. “Gelecek seneye kadar bu abdestin bozulmayacak. Bugün sorgun, sualin soruldu. Eline, diline, beline sahip olacaksın, ağzınla haram yemeyecek, dilinle yalan söylemeyeceksin.” der. Aleviliğin felsefesi, doğruluktur. Dedenin pençe olayı da bizde böyle.

 

Duası var, duayla pençe vuruyor, değil mi?

Evet. Kur’an’da Fil Kurba ayeti vardır. Şura suresinin 32. Ayeti, Ehlibeyt hakkında inmiştir. (Arapça okuyor) Derler ki, “Kur’an bizim değil.” Hayır, Kur’an Evlâd-ı Resul hakkında inmiştir. (Arapça okuyor) “Bu ayet olmasaydı Kuran’ı da, dünyayı da yaratmazdım, bu ayeti Evladı Resul hakkında indirdim” diyor. Tabii bunu her dedenin bilmesi şart değil, bilemez de. Gerçek  yolu süren bir dedenin, bu duaları, talibin erkânlarını bilmesi şart.

 

Peki siz Aleviliği nasıl yorumluyorsunuz? Aleviler kimlerdir? Alevilik nedir?

Alevilik, evvelâ doğruluktur, insanlıktır. Allah’ın yarattığı 3 sünnet 7 farz vardır. O, insanların hepsini bir yarattı. Peygamber Efendimiz, hangi ümmeti Hak dediyse, bunu bir gözledi. Evliya sünneti de herkesi iyiliğe çağırdı. Alevi, Ali’nin emirlerini, yolunu,  Ehlibeytini sevenlere diyoruz. Her insana değer vermek, iyiliğe çağırmak, bir gözle görmek, bizim Alevilik çağrımızdır. Her şeyden önce insan olmalı.

 

Tarih olarak Hz. Ali,  On İki İmamlar, Ehlibeyt uluları hakkında ne diyorsunuz?

Bunlar geleneğimizdir. Bu gelenek, Evlâd-ı Resul Ehlibeytimiz, On İki İmam, Hz. Ali’nin evlâdı ile başlamıştır. Nur-u Hüda’dır, Muhammet Mustafa’dır, sadık-ı kevser Ali El Murtaza’dan başlamıştır. Hatice, Fatıma Zehra,  İmam Hasan, İmam Hüseyin’i şehit eden Kerbelâ, İmam Zeynel, İmam Bakır, İmam Cafer, Musa-ı Kâzım, İmam Rıza ve Muhammet Mehdi son imamdır. Bunların geleneklerini devam ettirip yollarını sürmemiz, bunların çektiği çileyi göz önüne alıp, konu-komşumuzun, Alevi camiasında olan arkadaşlarımızın bu yönde gitmesini arzu ederim.

 

Cem nereden kaldı?

Hz. Ali’den kaldı. Hz. Ali ve Hz. Peygamber Efendimiz, ibadeti beraber yapıyorlardı. Muaviye kapının ağzına gelir, sırıtırdı. Salman-ı Farisi’nin, 300 yaşındaki ihtiyarın, “Sen Ali yanlısısın, Ali’yi koruyorsun” diye ensesinden tutar, adamı sıkar, incitirdi. Bir gün Hz. Ali  geldi, kapının ağzında durdu. Muaviye, geçerken Selman-ı Farisi’nin yakasından tutacak, incitecek, giderken sıkacaktı. Hz. Ali, “Dur kâfir!” deyip, Muaviye’nin ensesine bir yumruk vurdu, oradan pislik aktı. “Bu senin yanına kalırsa, evlâdına kalmaz Ali!” dedi. Hz. Ali, “Ben camide ibadet etmiyorum. Beni seven, buyursun, Ali evine, cem evine gelsin. Ali’nin evi, cemdir. Cem evinde muhabbetimizi, ibadetimizi yapacağız.” dedi. “Alevi namaz kılmaz.” derler. Alevi’nin namazı bir tek Kâbe’de kılınır. Bizim halka namazımızın çok önemli bir değeri vardır. Hep cemal cemale, insanlara bakarız. Kâbe de insandır. Bunun için bizim cemimiz, Hz. Ali’den kalmıştır. Cem olayını, Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya gelince, Balım Sultan ilerletmiş, yürütmüştür. Bu yürüttüğümüz cem, Hz. Ali’nin kurduğu cem değildir. Balım Sultan’dan başlamıştır. Horasan’dan, Arabistan’dan bahsediyorum; bugün Türkiye’de yürütülen cemler, Hacı Bektaş Veli’den sonra, Balım Sultan Hazretlerinindir, değişiklik olmuştur.

 

Nasıl değişiklik olmuş?

Türkiye’ye geldiği zaman, Hacı Bektaş Veli Horasan’da, susam yaprağının üstünde 2 rekât namaz kılmıştır. Ondan emanetler, hırkalar, kuşaklar takılmıştır. Orada almıştır bu başı, 99.000 erin hocası olmuştur. Sonra da Anadolu’ya, Rum erenlerine gelince, 99. 000 er de Karacahöyük’te, dârıçacı üstünde namazını kılmıştır. Burada 99.000 hizmet yapmıştır. Tokat’a, Amasya’ya, Adana’ya, her yere dede göndermiştir, “Kendinize göre irşât edin, yola getirin” demiştir. Bu dede babalar  da zaman zaman kendi bilgilerine göre yollarını yürütmüşlerdir. Ayrılık buradan gelmiştir. Yoksa Kars’taki tarikatla, Edirne’deki dedenin sözünün bir olması lâzım. Her dede, bilgisine göre ayrı bir cem yürütmüştür. Ama kök birdir.

 

Keçeci Baba, Ahi Baba, Geyikli Baba, Sücaettin Baba, Abdal Musa, Pîr Ahmet, Hamza Baba, Hıdır Abdal, Karacaahmet, Şahkulu... Evliyalarımız, öz damardan geliyorlar, ama ne de olsa  “Yol bir sürek binbir” diye bir lâf var. Yani biraz farklılıklar var. Buna katılıyor musunuz?

Özümüz  bir, gelenekler ayrı. Bir gövdenin bir başı var, ama eli, kolu, ayakları da var. Bu da her dedenin kendi bilgisine göre yürüttüğü yoldan ayrılıyor. Kimi de hizmet etmiş, himmet almıştır. Bu saydığın eri-evliyası; Anadolu’daki dedelerimizin hepsi Horasan’dan gelme değil. Çalışmış, o hakka sahip olmuş, yolu yürütmüş. Ben bunlara da katılıyorum. Hepsi kendi yöresine, görüşüne göre yolunu yürütüyor. Yürütsünler, yeter ki yol kalmasın. İleride, zamanla sizin bu bilgilerinize, topluma, cem evlerine göre bunlar inşallah bilgi açısından bir olacak. Kars’taki ile Edirne’deki dedemizin sohbeti, Kars’taki muhibbimizle Edirne’deki muhibbimizin tarikatı, cemi inşallah hep bir olacak. Bunu dilerim.

 

Siz, Zile’ye bağlı Karacaören köyünün İstanbul’a bağlı cem evinde mi hizmet yürütüyorsunuz?

Yazları çalıştığım için gidemiyorum, kışları hizmet yürütüyorum.

 

Buraya talipsiniz, ama bilgi birikiminiz, yetenekleriniz, Kur’an’ı bilmeniz dolayısıyla sizi halk istedi, cem yürütüyorsunuz. Bugün nice soydan gelen dedeler var ki, hizmet yürütmüyor, yürütemiyor, hiçbir şey bilmiyor. Ne mutlu bu yolu sürdürenlere.

Ben sadece yol kalmasın, diye bu yola giriyorum.

 

Çok güzel, buna hiç kimsenin bir şey demeye hakkı yok. Bilâkis size teşekkür edip, hizmet etmek istiyorum. Bu yolun kalmaması için çaba gösterdiniz. Peki, buradaki ceminizde uyguladığınız yol, eski dedelerin uyguladığı yol mu? Köyünüze ait şeyler mi?

Bunların kendilerine göre uyguladıkları yola gidiyorum.

 

Bir fark var mı?

Bunlar duaz-ı imamla, Türkçe dualarla yürütürler. Arapça okumaz, besmele çekmezler.

 

Zile’ye bağlı Karacaören köyünde tümüyle Türkçe dualarla ibadet mi yapılır?

Evet, hiç Arapça okutmaz, okumazlar. Bizde Kur’an geçerli. Cenazede, kurbanda,  tarikatta cuma akşamı Kur’an okuruz.

 

Sizin yörede var, ama burada yok.

Bu, Ayşe Bacı’dan türemiştir. Bektaş Baba’ya bağlı olanlar, Rüstem Ağa’nın anasına Ayşe Bacı diyorlar. Bunu İlyas ağabeyden daha iyi öğrenirsin, çünkü onların kitapları falan var. Bana biraz ters geliyor, biz Kur’ancıyız. Kur’an başımızın üstünde olduğu zaman, köyümüzde molla çoktu. Hâlâ da devam ederiz. Köyümüzün hocası var. Cemlerde, cenazelerde dualar edilir. Köyümüzde cenaze namazı kılınır. Cami var, ama biz 5 vakit namaz kılmaz, bayramdan bayrama kılardık.

 

Ramazan orucu tutan var mıydı?

Yok. Ramazan orucunu 80 yaşındaki kadın belki tutar, ama genelde matem orucu, On İki İmam Muharrem orucu tutarız.

 

Ne zaman tutarsınız?

Bayramdan 20 gün sonra tutarız. Masum-u pâk oruçları vardır. Hz. Hüseyin’den evvel ilk şehit, Harunoğlu Hür olmuştur. Bunun için de Muharrem orucu Adem’den başlamıştır, Adem’in rehberi Cebrail’di. Cebrail Adem’e, “Cennete buyurun, ama sözümden çıkmayın” dedi. Havva Adem’i kandırdı, cennetin kapısında, (Arapça okuyor) “La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah” yazıyor. Cebrail, “Eğer başınız daralırsa, On İki İmamları anın, bu orucu da tutun” dedi. Cennetten kovulunca, kırk gün ağladı, gözlerinin yaşı kurumadı. Nihayet oruç aklına geldi ve bu orucu tuttu. Allah-u Tealâ da ricalarını kabul etti, Havva ile birleştirdi. Muharrem orucu, Adem’le başlar. 124.000 peygamber tuttu, ama bize gelince, İmam Hüseyin yasına dönüştürdük.

 

Başka ibadetler nelerdir? Semahlar nasıldır?

Gönüller ve kırklar semahı vardır. Senede bir dede geldiği zaman, birlik kurbanı kesilir, sonra cem evleri açılır. Kışın dedelerimiz gelir, yedi komşudan bizi sorar. Dedemiz komşularını çağırır, “Hamdi Hocanın hizmetinden, vazifesinden, komşuluğundan memnun musunuz?” diye sorar. Onlar, “Hamdi Hocadan  memnunuz, iyidir, bir yaramazlığı yok” derlerse,  lokmamı yer. Allah bizi bugünlere kavuşturdu diye, bir kurban keserim. Konu-komşu kurbanları yer, On iki hizmeti yürütürüz. Gece saat üçten sonrada abdest alırız. Dede Yedullah ayetini okur, pençemizi çalar. Bizde gelenek, her sene talibin bir kurban borcudur.

 

Adak var mı? Ziyaret yerleri var mı?

Var. Gözderesi Babaya, Tömbecik Babaya götürürüz.

 

Başka hangi babalar, yatırlar var?

Bizim köyün içinde Çelik Dede var. Tokat-Pazar’da Gat Baba var. Ağrı, incik vs şeylere iyi geldiğine inanılıyor.

 

Kutsal su var mı sizin oralarda?

Keçeci Babanın zemzemi, Gözderesi Babanın suyu vardır.

 

Sünni köylerle ilişkileriniz nasıl?

Çok iyi geçiniyoruz. Yakınımızdaki Sünni köyler parasını, namusunu, ırzını bize teslim eder. Bizden şikâyetleri yoktur. Gelir, gider, yer, içerler. Ramazanda gitsek, ekmeğimizi verirler. “Niye oruç tutmuyorsun?” demezler, biz de onlara demeyiz. 

Muharrem ayında da onlar gelse, biz onların ekmeğini veririz.

 

Sizin oradaki insanlar nereye göç etmişler?

İstanbul, İzmir, Ayvalık, Balıkesir’e göç eden çoktur. Ankara’da çok azdır.

 

Bu yolu sürenlere ne mutlu. Halk istemiş, siz de bu yola girmişsiniz. Talip olarak girdiniz, “molla”,  dikme dede olarak cem evi yürütüyorsunuz. Bize de bayağı malûmat verdiniz. Verdiğiniz isimler çok mühim. Çünkü bizim varlığımız, köylerimiz hangileri? Dedesi var mı? Cemi yürüyor mu? Talipler ne oldu? Onları daha detaylı öğreniyoruz.

Esas bilgiyi üstâdım Kâzım Dededen alacaksın.

 

Onun bilgilerini de derlemek isteriz.

Kâzım Efendide, benim dedem olacak zatta, çok güzel bilgiler vardır.

 

Şahintepe’deki  Karacaören Derneğinde cemin yürümesi çok güzel.

Her cuma akşamı cem yürütüyorlar.

 

Tokat  Keçeci Baba hakkında bayağı bilgi aldık. Teşekkür ederiz.

 

Söyleşi: İstanbul, 1998 (?)

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Ayhan Aydın Etkinlikleri

Ağustos 2019
P S Ç P C C P
29 30 31 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1

Üye Ol,Giriş Yap

Kimler Sitemizde

17 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi