Son Yorumlar

  • CELAL BEKTAŞ

    Hıdır Hoca 09.12.2014 20:52
    "EHLİBEYT, ON İKİ İMAMLAR ve EVLADI RESUL kavramlarını karıştırmamak gerekir" dersem inşallah haddimi ...

    Devamını oku...

     
  • Akyazılı Sultan

    melih hasan tezol 07.12.2014 18:40
    Ne diyeyim ancak bu kadar güzel olur.

    Devamını oku...

     
  • Kurucu Ahmet Sultan

    free reverse phone 03.12.2014 02:32
    Mobile number search And this Ruling itself grew to be a Precedent, and also the Actual Settler framed ...

    Devamını oku...

     
  • İRAN GEZİSİ

    Hüseyin 21.11.2014 20:58
    Sayın Aydın,sizi televizyonlarda n iziyorum ve çok takdir ediyorum.Bilgin ize yumuşak üslubunuza,anla ...

    Devamını oku...

     
  • NAİLİ BORATAV

    Zerrin Boratav 10.10.2014 09:32
    Pertev Amca ve Hayrünnisa Yengemiz ile yaptığınız bu söyleşi için çok teşekkür ederim.

    Devamını oku...

SOSYAL MEDYA, SANAL ÂLEM

SOSYAL MEDYA, SANAL ÂLEM

İnsanoğlu bu, her çağda kendince yaşamın güçlüklerini aşmak için çözümler üretme yeteneğine sahip bir zihin gücüne sahip bir canlı türü. Mağara devrinden uzay çağına insanoğlu hayli yol aldı; bilimde, teknikte, fende. Yeni yeni galaksiler keşfediyor, oluşan ve yok olan bir yıldızı görüntülemek için milyar dolarlık dev teleskoplarla 24 dört saat aralıksız evrenleri gözetleyip duruyor, bitip tükenmez bir hazla, umutla, merakla.

Siyah – beyaz devirlerinden bu yana başlı başına yaşamın ekmek – su gibi bir parçası olan televizyon ve daha nice nice teknolojinin nimetleriyle insan, yaşamını anlamlı kılmak için bir duygu bağımlısı olarak, epey yol aldı.

İnsan okur – yazar oldu, okullara gitti, üniversiteli oldu, yazar – şair oldu, dünyayı gezdi, gönüller fethetti. Ama her zaman yine de sosyal bir varlık olarak, ne uzayı merak ettiği gibi, ne de her an yalnızlığını ve eksiklik hissini azaltmak için yeni yeni icatlar var etmekten geri kalmadı.

Televizyonlar var, radyolar var, kitaplar var, cd’ler var, sinemalar var, gazeteler, dergiler var ama şimdi birçoğumuzu ağlarına saran bir Sosyal Medya’mız var… 

Sosyal Medya…

Demek ki insanda bitip tükenmek bilmeyen bir sosyalleşme isteği var; yakınlaşma, daha fazla içli - dışlı olma, birebir bir iletişim kurma ihtiyacı vardı, sanal âlemde de.

Paylaşma, kendini var etme, kendini gösterme ve başkalarından anında, daha çok, özel bilgiler, yazılar, fotoğraflar alma isteği ve ihtiyacıdır belki de sosyal Medya’yı bir medya aygıtı yapan. Kurumlar, tüzel kişiler, devlet bakanları, sanatçı erbaplar, belediyeler, hayvan koruma dernekleri ne bileyim, Sosyal Medya’yı kullanmayan ne kişi kaldı, ne de bir kurum.

Bazıları ısrar ve inatla karşılar buna; sosyal medya sayesinde özel bilgilerimize ulaşıyorlar, diyenler var; ne o öyle, her gün resim paylaşmaları bu çok saçma deyip, eleştirenler var, cep telefonunu hiç kullanmayanlar hatta kullanmayı reddedenler gibi, bu işleri duymamış olmayı yeğleyenler var…

Neyse ne…

Efendim, sosyal medyayı yoğun olarak kullanan birisi olarak burada dikkatimi çekin birkaç şeyi söylemek gereği duydum.

Sosyal Medya’ya dâhil olanların bir bölüğünün gerçekten bu kişiler arası sosyal ağı çok da önemseyip, bilinçle bu ağlarda olmadıklarını anlıyorum. Öylesine dâhil olunmuş, “var ama gerçekte yok”, mantığıyla kıyısından da öte bir yerlerde sallanıp duran bir gurup insan var. Yani sık kullanmadıkları için, aslında onlar orada yoklar.

Bir kısım kullanıcı ise görüntü dışında her zaman orada varlar ama ne bir paylaşımları var, ne bir etkinlikleri, ne bir işaretleri… Bunlar tam sanal’lar… Sanal âlemde sallanıp duran tipler. Amaçları, orada bulanma nedenleri tam belli değil. Bunlar laf ola beri gele diye mi oradalar, sadece insanları izlemek için mi bulunuyorlar o ortam da, öylesine orada bulunmaktan ne anlıyorlar tam da belli değil yani.

Bazı Sosyal Medyacıların belli etkileşimde bulundukları guruplar, insanlar, haberler, ilgi alanları var. Bu kişiler kendi ilgi alanlarınca sosyal medyacılar. Diğer tarafta insanlar ne paylaşmış, ne yazmış, ne üzüntüleri var, ne dertleri var, bunların hiç birisi onlar için önemli değil. Varsa yoksa kendi belli ilgi alanları, belli kişiler, guruplar, yapılar, dünyaları sosyal medyadan anladıkları sadece bunlardan ibaret.

Bir kısım sosyal medya’cı arkadaşın ise sıkı bir arkadaş gurupları var bu Sosyal Arkadaşlık Medyası’nda. Binlerce kişiyle arkadaş olmuşlar ama bunlar birkaç yüz hatta on yirmi kişiyle “işi götürüyorlar”, onlara bu sayı yetiyor. Sürekli aynı arkadaşların paylaşımları, yorumları, beğenileri onları ilgilendiriyor, diğerleri hiç umurlarında değiller.

Bazısı sizinle arkadaş olmuş, iyi güzel. Ama hiçbir ortak etkinlik platformunuz yok. Yani sizin arkadaşlık dünyanız girmişler ama kıyıda köşede öylece duruyorlar. Güzel kardeşim niye ısrarla arkadaşlık gönderdin, benim dünyamda değilsen?

Bir acayip yahu şu Sosyal Medya, kimisi içini boşaltıyor, kimisi taraftar bulmak için bu sanal âlemi tercih ediyor, daha fazla beğeni alıyor, daha çok alkışlanıyor, yazı yazanlara cevap bile yazma gereği duymuyor bile.

Bazısı devletlerin resmi haber kanalları, gazeteleri, ajansları gibi bir yazısı, bir bildirisi, bir duyurusu varsa onu paylaşıyor o kadar. Otomatik bildiri aygıtı gibi kullanıyor Sosyal Medya’yı. Geri beslemesi yok, bir yorum, bir yazı yazmıyorlar ardından. Herkes onun yazısını beğensin bunu bekliyor, hayranları seyranları çok ya, bu durum onları mutlu etmeye yetiyor. Öyle de, kimse de demiyor ki, yahu bu adam bizim bir yazımıza bir yorum yapmıyor, biz sürekli onun duyurularını “beğeniyoruz”, diye.

Beğenmeye alıştırılmışız çünkü toplum olarak emme basma tulumba gibiyiz nihayetinde.

Kimisi çok karamsar, sürekli ağıtlar, aynı içli türküler, aynı resimler, aynı imajlar. Başka hiçbir şey yok. Çünkü dünyası o kadar.

Kimisi çok neşeli her sabah her sabah türlü türlü resimler, birilerinden aşırılmış bilgece sözler, içeriğini ne kadar bildiği şüpheli nice nice nasihatler, güzel şiirler…

Kimisi çok naif, çok kırılgan, çok çıtkırıldım yahu, serçe kanadı narinliği, hep iyi güzel temenniler, sosyal medyada bir sosyal cennet bulma hayalleri…

Kimisi çok kurnaz, hilebaz; her gün orada ama ne bir yorum, bir yazı; sürekli gözlüyor, gözetliyor. Belki birilerinin açığını yakalıyor, birileriyle alay ediyor, gülüyor, dedikodu malzemesi topluyor kendisine ve kendi arkadaşlarına.

Kimisi çok renkli bir yaşama sahip, bu anlaşılıyor; bu kadar güzel resimler, yorumlar, yazılar… Görsele çok çok önem veriyor, aynı sürekliliği tam sağlayamasa da, çok iyi vallahi.

Kimisi çok hazırcı, bir saniyede aynı haberi, yorumu, fotoğrafı el çabukluğu marifet biraz değiştirip kendisine mal edip aferin almakta üstüne yok, sosyal büyü gibi bir yer burası nasılsa.

Kimisi gerçekten çok saf, samimi, içten. En güzelleri de bunlar. Yazıları, yorumları, fotoğrafları tümüyle gerçek. Ne sanal alemi yahu, bu can’lar gerçek canlar.

Kimisi tümüyle sahte zaten: sahte hesaplar, sahte yüzler. Bunların kime, neye hizmet ettikleri gerçekten belli değil.

Kimisinin işi gücü, kargaşalık çıkarmak, kendileriyle barışık olmayan, kişilik bozukluğunu, bencilliğini, egolarını biraz ustalıkla gizlemeyi başarsalar da, eninde de sonunda rahatça gezinebileceklerini sandıkları bu sanal âlemde de yakayı ele veriyorlar. Ona bir laf, buna bir yorum, bu âlemi, kendi çarpık iç âleminin sıkıntılarını atmak için burayı kullanıyorlar.

Kimisine hava hoş, hoş geldin, güle güle, deliye her gün bayram seyran, havaları var. Dünyada insanlar ölmüş, canlar yanmış, haksızlıklar olmuş, bunlar onların dünyasına hiç uğramamış…

Kimisi ha var, ha yok.

Kimisi ikiyüzlü, iki dinli.

Kimisi herkese yarabbi şükür.

Kimisine göre herkes iyi, kötüler de iyi, iyiler de iyi, nema lazımcı.

Kimisi öfke kusuyor, sabah akşam…

Kimisi sürekli portre resmini paylaşıyor,

Kimisi sürekli kendi kitabını, şiirini…

Kimisi gece bir başkanı rüyasında görüp ertesi gün ona bir kitap gönderiyor,

Kimisi sevgili canlarına “enerji” gönderip yaşam koçluğu yapıyor.

Kimisi sadece işinin, uğraşısının reklamını yapıyor,

Kimisi sadece çocuklarının, torunlarının fotoğraflarını paylaşmaktan mutlu oluyor.

Kimisi ne yapsın ezik hissediyor, ben de buradayım, ben de varım diyor, evrenin temel yasası gereği,

Kimisi ise bu ormanda ne yapayım en iyisi ara ara birilerini beğeneyim o da yeter, diyor.

Kimisi sabah akşam rakı kadehi kaldırıyor, içip içip canlı yayın bile yapıyor,

Kimisi olsun yahu bu platform da iyi, eğleniyoruz arada deyip vaz da geçmiyor hani.

Kimi turizm cenneti köşelere götürüyor bizleri,

Kimisi boşluktan yararlanıp bazı gurupları ele geçirip, kendisine bedavadan bir site yaratmış oluyor,

Kimisi hiçbir yerde bulamayacağımız mucizevî resimler, fotoğraflar, benzersiz şiirler paylaşıyor.

Kimisi bir boy beyi, derebeyi, şato şövalyesi, aslan gibi kükrüyor, kendi duyacağı kadar…

Kimisi masum, sessiz, miyavlıyor kedi kadar dehlizlerin aralarından ne kadar çıkarabilirse sesini, uzaklara, başka diyarlara, başka kalplere o kadar gidebilirim, diyor.

Kimisi yaratıcı, üreteci, her gün bir şeyler sunuyor alan herkese, tüm dünyaya…

Kimisi bir bilgi aktarım gibi kullanıyor bu âlemi, sanalı gerçekliğe dönüştürüyor.

Kimisi tam da haber veriyor, bir gazete, bir televizyon, bir ajans gibi, doğru, kendinden emin, içerikli.

Kimisinin dostlukla elini uzattığı bir zengin muhabbet meydanı oluyor burası.

Ama bir de sosyal medya üzerinden oyun oynayan çocuklar ve gençler var. Sosyal Medya derken bir de sanırım cep telefonu hastalığından da bahsetmek gerekir. Gerçekten de belki beş altı saatini cep telefonuyla birlikte geçiren bir toplum özellikle farklı bir gençlik oluştu. Burası daha daha vahim bir alan. Çünkü sürekli şiddet içerikli oyunlara yönelen çocuklar gençler, bu sefer iyice ayağının yere bastığı dünyadan başka sahte bir dünyaya geçiveriyorlar. Burada bulamadığı sevgiyi, ilgiyi, alakayı, mutluluğu bu sefer sanal âlemde aramaya başlıyor. Bu ise belki de olayın en vahim hali. Gerçekten sonu olmayan, sonunda gerçek bir sevgi – ilgi – empati duygusu olamayacak bir boş arenada sürekli yarış halinde, kavga eden ortamda bulunan çocukların ve gençlerin duygu ve düşünce dünyalarında çok ciddi kırılmalar da yaşanıyor. En tehlikelisi de bu bence. Sosyal Medya hem cinsellik, hem şiddet, hem boş güzel vaatlerle gençlerin bir kısmının en azından bu duyguları yaşayacaklarını sandıkları sahte bir cennet sunarak, onları bu dünyadan koparabiliyorlar. Bazen anne ve babaların yapacak çok ciddi şeyleri olmazken, bazıları ise, çocuklarıyla gerçekten ilgilenmedikleri için adam sendeci oldukları için, kendi evlatlarını bazı canavarların önüne bilerek atıyorlar.

Niyeyse dönüp dönüp ben şu bazı Alevi yazarları arıyorum buralarda. Zaman zaman endam etmiyor değiller. Ama nedense, birçoğunun uğraşacak daha çok işi olduğu içindir herhalde, ayda yılda bir girdikleri bu alanda sadece ve sadece kendileriyle ilgili birkaç şeyi paylaşmanın dışında göremiyorum çoğu kez bu arkadaşları. Niçin kaçak güreşiyorlar acaba dünyayla? Rahatları pek yerinde belki de birçoğunun, kendilerin aşmışlar nirvanaya ermişler gibi. Dünya yansa umurlarında değil bazılarının, bazen birkaç ahkâm kesiyorlar bu dostlar. Belki de ben abartıyorum, onlar da hepimiz gibi türlü dertlerle mi uğraşıyorlar acaba? Belki de. Çok üstüne gitmemek lazım, sonunda kırılan, üzülen ben oluyorum.

 

Ne olursa olsun sonuçta şunu söylemek gerek, uzayda boşlukta var mı yok mu tam belli olmayan kimi yıldızların izini süren insanoğlu, yalnızlığı, çaresizliği, zavallılıyla ve tüm çıplaklığıyla hem kendisini, hem evreni, hem de bu evrendeki insanları izliyor, gözlüyor. Kendi hayatını da, yaşadığı dünyayı da anlamlandırmaya çalışıyor. Elindeki her neyi varsa bu anlamlandırma için kullanırken samimi olsa, gerçekçi olsa en güzelini yapar. Oyunla, hileyle, iki yüzlülükle uğraşmasa en iyisini yapar.

 

Ben Sosyal Medya’yı çok seven, yoğun kullanan, buradaki arkadaşlıklara da önem veren birisiyim. Nihayetin bu benim dünyaya açılan farklı bir kapım. Belki günde on, on beş, yirmi kez bile paylaşımım oluyor. Belki birileri sıkılıyorlar bile…  Önemli bir kısmı benim yazılarım, gezilerim, söyleşilerim, fotoğraflarımdan oluşan paylaşımlar. Ama aynı zamanda bir nevi değer verdiğim, beğendiğim yazı, yorum, fotoğraf, müzik vs. onları da dostlarıma iletme gereği duyuyorum. Burayı gerçekten bir medya gibi kullanmak istiyorum.

Fakat bazen de kendi paylaşımlarım ve dostlarımla bağlantılarım dışında, karamsar da oluyorum.

Bence Sosyal Medya tüm güzel yönlerine rağmen, insanoğlunun zaaflarının bir aynasından başka bir şey değil. Öyle mi acaba? Bunu da sormak gerekir.  

Kamplaşma, ihtiras, bencillik, iki yüzlülük, çıkar, riya, saldırganlık, kendini ispat etme hastalığı, başkalarını ustalıkla aldatma oyunları, samimiyetsizlik, kutuplaşma, nefret söylemleri, ırkçılık, fanatizm, cinsiyetçilik, hoşgörüsüzlük, kopyacılık, aldatma burada da yoğun bir şekilde var.

 

Birisiyle “sosyal medya” üzerinde de olsa şu veya bu şekilde arkadaşsan arkadaş gibi davran, arkadaş olmayacaksan, ne diye arkadaş olarak görünüyorsun. Demek ki, bir beklenti, bir çıkar için oradasın.

 

Bir kısmı candan, gerçek dostluk, arkadaşlık köprüsü kurduğun kişiler topluluğu, bir kısmı ise laf olsun diye orada olan, bir kısmı da bir menfaat beklentisiyle yüzeysel olarak orada olan insanlar kalabalığı. Belki de bunları birbirinden iyice ayırıp, samimiyetle yol alacaklarınla yol alman…

 

En yakınında bile görünürken, senden yararlananlardan uzak duracaksın.

 

Gerçek dostluk, gerçek arkadaşlık hayatta nasıl zorsa, “Sosyal Medya’da” da bu dostluk ve arkadaşlık daha da zor.

 

Aşk ile muhabbet ile…

 

Ayhan Aydın

14 Haziran 2020

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Ayhan Aydın Etkinlikleri

Aralık 2020
P S Ç P C C P
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3

Üye Ol,Giriş Yap

Kimler Sitemizde

17 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi